Zero: Geleceğe Geri Sayım

ZERO Hareketi söz konusu olduğunda
hep ‘İkinci Dünya Savası sonrasındaki
umutsuzluğa başkaldırı’
vurgusu yapılıyor. Savaş yıllarında büyümüş
sanatçıların, karamsar ruh haline ve yerleşik sanat düzenine karşı çıkışı. Bir
başkaldırı hareketi.
Çoğu akım kendinden öncesine bir başkaldırı olduğuna göre bu
tanımlama ‘yeni bir şey’ söylemiyor. Ama ZERO Hareketi sadece dünya savaşının
yarattığı karanlık tabloya değil, dönemin baskıcı, sansürcü, özgürlükleri
kısıtlayıcı siyasi yapısına da bir başkaldırı.
Sakıp Sabancı Müzesi’nde
bugün ziyarete açılan ve 10 Ocak 2016’ya kadar sürecek olan “ZERO – Geleceğe Geri Sayım” sergisinin
basın toplantısında bunları düşünüyorum. SSM
Müdürü Dr. Nazan Ölçer
’in toplantıdaki konuşmasında bu sergiye nasıl karar
verildiğinin ve operasyon sürecinin dışında önemli noktalar var.
Otto Piene, Heinz
Mack ve Günther Uecker tarafından Almanya’nın Düsseldorf kentinde başlatılan,  Yves Klein, Piero Manzoni ve Lucio Fontana
gibi isimlerin katılımıyla güçlenen ve 1957-1967 yılları arasında tüm dünyada
yankı bulan ZERO Hareketinin oluştuğu koşullarla bugün arasında bir ilişki
kuruyor Nazan Ölçer. İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki depresyonla, günümüzün
tedirgin ruh hali, birbirine hiç uzak değil.

Mülteciler,
göçler, sertleşen sınır ilişkileri, güvenlik sorunları, teknolojik savaşlar,
gelir adaletsizliği, açlık, hızlı nüfus artışı, terör, şiddet, küresel ısınma,
çevre sorunları ve çok daha fazlası. 21.yüzyıl ZERO Hareketinin oluştuğu
yıllardan daha masum değil. Nazan Ölçer, ZERO’ya katkı sağlayan sanatçıların
büyük depresyona ve piyasa koşullarına karşı başkaldırılarını anlatırken,
“Şeffaflık-Özgürlük-Işık” ilkelerinden söz ediyor. Serginin küratörlüğünü üstlenen
ZERO Vakfı yöneticisi Mattijs Visser
de kendisi için bir tutku olan bu hareketin ‘hesaplaşmaktan
korkmayan’
ruhuna işaret ediyor bir anlamda. Serginin kurgusunu
gerçekleştiren ekipten Norman Rosenthal’in
sözleri zihnimdeki hikayeyi tamamlıyor: “Almanya
için 1945 gerçekten de “stunde Nul” –Sıfır Saati- idi; Adolf Hitler ile
destekçilerinin uyguladığı, kuşaklar boyu altından kalkılamayacak yıkım ve
yenilgilere yol açan dile getirilemez dehşetin ardından gelen o korkunç
hesaplaşma anı.”
Basın
toplantısının ardından sergiyi gezmeye başlıyoruz. Günther Uecker’in çivilerinden Yves Klein’in monokromlarına, Heinz Mack’ın ışıkla hesaplaşmalarından Lucio
Fontana’nın darbeli vuruşlarına
uzanan bir başkaldırı var karşımızda. Yves Klein’ın bir
eseri ZERO’nun sıfır noktası sayılıyor. Sadece küçücük bir huzme halinde ışığın
geldiği simsiyah bir zemin. Yani karanlıkta bile ışığı görebilmek. Sanat, karanlıktaki ışığı görecek.
Nazan Ölçer’in
konuşmasını “ZERO hepimize iyi gelecek,” diye noktalaması boşa değil.

Çünkü bu
başkaldırı hepimize iyi gelecek.

Yorumlar (1)

Miro dan sonra Zero nun gelecegini ogrenince hayret ve hatta birazda kuskuyla karsilamistim. Sansasyonel olmamis oysa muthis yeni, yenilikci, zamansiz bir ruh yaratilmis. Sanki arinmak gibi butun isler… Her is birbirinden ozel ve etkileyici; birini digerinden ayirmak imkansiz ama Manz'in isleri bir baska ozel.. Coldeki videosunu mutlaka izlemek gerek.
Gercekten kacirilmamasi gereken ve gercekten ""bize iyi gelecek"" bir sergi…

bir yorum bırakın