Sinema

C9yuVGwXUAAPjyh.jpg-large

21 Nis: BLUE: Uzun bir yolculuğun en güzel durağı

BLUE bugün gösterime girdi. Şu kısacık cümle hem sinemamız açısından hem de filmi oluşturan ekibin kişisel hikayeleri açısından çok şey barındırıyor. Doksanlı yıllar, Blue Blues Band ve özellikle de Yavuz Çetin ile Kerim Çaplı‘nın hikayelerine odaklanan film hakkında bu hafta yazılı ve görsel basında çokça haber yer aldı. Müzik eleştirmenlerinden film eleştirmenlerine uzanan yazarlar, sağ olsunlar, film hakkında yüreklendirici sözler söylediler. Merak edenin, küçük bir internet taraması yapması yeterli olacaktır. Ucundan kıyısından da olsa içinde bulunduğum projeyle ilgili söz söylemem…

pelicula-neruda-de-pablo-la-jpg_604x0

14 Mar: Neruda ve sinemada şiir

Neruda, yılın en iyi filmlerinden. Birkaç not düşmekte fayda var. 1. Bu film, Neruda’dan Nâzım’a çizilmiş bir hat üstünde yürümeye çalışan herkesi etkileyecektir. 2. Guillermo Calderon imzalı senaryo, edebiyatın sinemada karşılığını arayanlar için bulunmaz nimet. Hem geveze, hem düşünmeye iten sessizlikler var. Hem çizgisel, hem değil. Hem dış sese yenik düşmüş gibi görünüyor, hem de onun rehberliğini her an aratıyor. 3. Pablo Larrain, seyircinin ezberlerini bozacak bir zaman-mekan kullanımı seçiyor. Böylece, gerçekliği de çizgisel olmaktan uzaklaştırıyor. Kurmaca bir dünyanın içinde…

salesman-620x377

07 Şub: Satıcı’nın sırtımıza yüklediği…

Satıcı, bir sarsıntıyla başlar. Yandaki arsa kazılırken, Emad ile Rana’nın oturduğu apartman temelinden sarsılır. Film boyunca etkisi ve varlığı devam edecek bir sarsıntıdır bu. Apartmanın acilen boşaltılması gerekir. Komşular panik içindedir. Rana kaygılıdır. Emad, elinden geldiğince komşulara yardım etmeye çalışır. Rana’yı yalnız bırakma uğruna, komşusunun yatalak oğlunu binadan çıkarabilmek için sırtına alır. Vicdanlı bir insandır Emad. Bütün film boyunca hesaplaşacağı vicdanını, filmin ilk sahnelerinde sırtında taşımaya başlar böylece. Asghar Farhadi imzalı Satıcı (Forushande / The Salesman), seyircisinden de vicdanıyla yüzleşmesini…

48A9587

21 Eki: Asghar Farhadi : Semboller ve İşaretler Dünyasında Bir Büyük Sinemacı

Asghar Farhadi Antalya Film Forumu kapsamında Antalya’daydı. Alin Taşçıyan’ın moderatörlüğünde gerçekleşen Ustalık Sınıfı oturumunda Ali Faurkhonde ardıl çeviri yaptı.  Sözü hemen Farhadi’ye bırakıyorum… Asghar Farhadi, Antalya Film Forum Direktörü Zeynep Atakan ile birlikte… Antalya 2016 Fotoğraf: AFF 2106 Arşivi Burada olan herkese selamlarımı iletiyorum. Bu şehirde olduğum için çok mutluyum. Burada kişisel deneyimlerimi paylaşacağım. Bana göre her sinemacının kendi kendisini bulması gerekir. Her sinemacının kendi yolu vardır. Sinema türüm hakkında konuşmak istiyorum. Benim bazı filmlerimde sizi cezbeden bazı şeyler vardı…

julieta-518304442-large

21 Ağu: Merak ettiğim filmler

Önümüzdeki altı ay içinde izlemek istediğim filmleri not edeyim dedim. Aslında, bu aralar yıllar önce izlediğim filmleri bir kez daha izlemek istiyorum. Ama bir yandan da yeni gelecek filmleri merak ediyor insan. Not almakta her zaman fayda vardır. Julieta / Pedro Almodovar Bu film için beni heyecanlandıran Almodovar ismi değil, yönetmenin bu filmin Alice Munro’ya dayanan bir hikayesinin olduğunu açıklaması. The Commune / Thomas Vinterberg Epeydir merak ettiğim bir film. Vinterberg’in en kişisel hikayesi olduğunu okudum. Wiener-Dog / Todd Solondz…

kibritleri-cok-seven-kucuk-kiz-kitabi-gaetan-soucy-Front-1

20 Haz: Gaétan Soucy’den bir demir leblebi: Kibritleri Çok Seven Küçük Kız

Kısa ve sarsıcı bir roman olan Kibritleri Çok Seven Küçük Kız okurunu faşizmle yüzleştiriyor “Kardeşimle ben kâinatla baş etmek zorunda kaldık, çünkü baba bir sabah, daha gün ağarmadan, ruhunu sessizce teslim etti.” Çarpıcı bir giriş cümlesiyle  başlıyor Kibritleri Çok Seven Küçük Kız. Gaétan Soucy’nin romanı 1998 yılında yayınlandığında, edebiyat dünyasının büyük bir kısmı tarafından ayakta alkışlanmış ve okurlar arasında da heyecan uyandırmıştı. Daha ilk paragraf bitmeden farklı bir hikayeyle ve dünya algısıyla karşı karşıya olduğumuzu anlıyoruz: “Kardeşimle bana parçalanıp dağılmamamız…

1401x788-Screen-Shot-2015-04-01-at-6.26.19-PM

29 Eki: Duygusal Pornografi

İlk planlardan itibaren yavaşlatılmış görüntülerle, gözlerin kadrajlandığı yakın çekimlerle hazırlandığımız duygusal atmosfer. Filmin sonunun, yani izlediğimiz öznenin ölecek olmasının sürekli olarak hatırlatıldığı, ölüm duygusunun oluşturduğu ritmin hiç aksamadığı bir anlatım. Filmin öznesinin, yani Amy’nin -filmin bir yerinde “Gözeneklerimi gösterme” diye yalvarmasına rağmen- gözeneklerine, hücrelerinin kuytularına dalan bir kurgu. Sahiplenmeyle acıma arasında bir karar anında bırakan, korunaklı hayatımızdan bakarak değerlendirmemizi isteyen ahlakçı bir ton. “Amy” belgeseli için söyleyebileceğim daha çok şey var. Asif Kapadia’nın Amy Winehouse’un hayatından -ve ölü bedeninden ekonomik…

popup

29 Eki: Raymond Carver: Sade ve karışık

Maryann Burk. John Gardner. Tess Gallagher. Gordon Lish. Edebiyat dünyasını uzmanlık düzeyinde takip edenler hariç, çoğu kişinin tanımadığı ya da artık hatırlamadığı isimler. Bu üç ismi aynı cümlede buluşturan ismi, hepimiz gayet iyi tanıyoruz ama: Raymond Carver. Bu yılın Oscar galibi filmi Birdman edebiyatseverler için özel bir anlam taşıyordu. Hani şu  Raymond Carver’ın mezar taşındaki dizelerin perdeye yansımasıyla başlayan film. “Peki elde ettin mi bu hayattan istediklerini yine de/ Ettim./ Peki ne istemiştin?/ Sevilen biri oldum diyebilmek,/ sevildiğimi hissedebilmek yeryüzünde.”…

unnamed

13 Eyl: Abluka’ya Ödül

Güzel şeyler de oluyor. Hem de çok güzel şeyler. Emin Alper imzalı Tepenin Ardı‘nın hayranı olanlardanım. Dolayısıyla yönetmenin ikinci uzun metraj filmi Abluka‘yı da merakla bekliyorum.  O bekleyiş sırasında harika bir haber geldi. Emin Alper‘in yeni filmi Abluka dünya galasını yaptığı 72. Venedik Film Festivali‘nin ana yarışma bölümünde Jüri Özel Ödülü’nü kazandı. Meksikalı yönetmen Alfonso Cuaron‘un başkanlığındaki jüride Nuri Bilge Ceylan, Alman oyuncu Diane Kruger, İngiliz yönetmen Lynne Ramsay gibi dünyaca ünlü isimler yer alıyordu. Alper ödülünü jüride yer alan Tayvanlı…

752292

13 Eyl: Sophia Loren: Dün, Bugün, Yarın

Elbette değerlidir herkesin hayat hikayesi. ‘Hayatımı yazsam roman olur’ klişesinden öte bir değer bu. Bizi biz yapan hikayelerin toplamından oluşuyor ömür dediğimiz şey. Kimi zaman, özellikle Fil Uçuşu’nda otobiyografik notlar yazıyorum. Anılar, an’lar, kişiler.. Ama oturup bütün hayat hikayemi yazmayı, otobiyografik bir kitap kaleme almayı hiç düşünmedim. Böylesi kitapların ‘samimi’ olması zordur çünkü. Kimi olayları tam hatırlayamazsınız, kimilerini değiştirmek zorunda kalırsınız, şunu incitmeyeyim-bunu kırmayayım derken ufaktan yalan söylemeye başlarsınız. Oysa hayat sizi üzmüş ve kırmıştır. Tuhaf işler… Üstelik hafızam o…