Günlük

6131df32bf2144216030f3a7.jpg

28 Haz: Günden Kalanlar.41

Bir süredir sosyal medyada, özellikle Twitter’da sınırlı zaman geçiriyorum. Sınırlı zaman tam durumu açıklayan tanım oluyor; çünkü akıllı telefonumun üzerindeki bütün sosyal medya uygulamalarına süre sınırı koydum. Elbette istesem bu sınırı kaldırabilir ya da süreyi esnetebilirim ama yapmıyorum. Çünkü bu durum giderek daha çok hoşuma gitmeye ve bana iyi gelmeye başladı. İlk zamanlar bir şeyler kaçırdığım, bir şeylerden uzak kaldığım ve bazı sesleri duyamaz olduğum duygusu hakimdi. Giderek o sessizlik halinin değerini anladım. Duymak istediğim seslerin bir süre sonra gürültüye…

08 Haz: Günden Kalanlar.40

Fil Uçuşu’nda açtığım başlıklar var. Seri yazılar. Emma Peel bunlardan biri. Daha eski yıllarda Bayan Tekil Birey serisi vardı. O Esnada Başka Bir Yerde var mesela… Farklı başlıklar. Günden Kalanlar da bu başlıklardan biriydi. Bir çeşit günlük. Son olarak 39 numaralı Günden Kalanlar’ı 2015 yılında yazmışım. O tarihten bu yana günlük yazmadığım anlamına gelmiyor bu suskunluk. Defter sayfalarında çokça not-yazı vardır. Ama düzenin bozulduğu da bir gerçek. Bu yılın ilk yarısında çok seyahat ettim. Yurt dışı seyahatleri de var; İngiltere,…

15 Nis: Gri bölgede kaybolmamak

Bir dostla karşılaştık. “Seven tam seviyor seni, nefret eden de tam nefret ediyor. Aralarda dolaşmıyorsun. Tam benim kafama göresin yani,” dedi. Gülüştük. “Gri bölgede kaybolmamak iyidir,” dedim. Hayatta ne zaman “evet”, ne zaman “hayır” diyeceğini bilmek iyidir. Başka nasıl insan oluruz ki?

1ad86-adorno

20 Eki: Özgürlük

Adorno’nun bir sözü günlerdir düşündürüyor. “Gerçeklikteki koşulları çoktan belirlenmiş olan bir durumda özgürlük boş bir iddiaya dönüşür.” Bağlamından koparmadan, her açısından bakmak gerekiyor bu cümleye. Özgürlük kavramını böylesine çok ve böylesine tedirgin konuştuğumuz günümüzde Adorno’nun cümlesi zihin açıcı. Özgürlük, birileri tarafından tanımlanabilen ve bu tanımın gerçeklikteki koşulları belirlenebilen bir konu değil. Kelime anlamıyla bile sınırları olmamalı. Çünkü o sınırlar kavramın kendisiyle ters düşmesine neden oluyor. “Tanımlanmış özgürlük”. Oksimoron. “Gerçekleşmiş özgürlük”. Oksimoron. Bütün bunlar özgürlüğün biricikliği noktasına gidiyor. Ama bir kavramın…

erdal-oz

30 Tem: Edebiyat, insan ayıklar

Sanatın, edebiyatın insan ayıklayan bir yanı da var sanki. Erdal Öz’e ait bir cümle bu. 15 Eylül 1956’da yazmış. Günlüğüne. 21 yaşındayken. Sanata ilgisiz kişilerin dostluklarını da sevmiyorum, diye başlamış o tarihteki notlarına. Çok düşünmüşümdür bunu. Benzer bir bakış açım var dostluklarımda. Sanata ilgisiz insanlarla sohbetlerimde, dostluklarımda bir tıkanıklık olur her daim. Sıkılırım. Bir noktadan sonra ben de sıkıcı bir adam dönüşürüm. Bir tiyatro oyununa, el yapımı bir bibloya, oynak bir türküye, başucu kitabı olmuş bir romana, sokak ressamının boyadığı…

18 Ağu: Televizyonculuğu özlemek… Mümkün mü?

Televizyonculuk tuhaf bir iş. Başladığınız programın daha ikinci haftasında, eğer işler iyi gidiyorsa (yani programınız izleniyor ve yöneticiler tarafından takdir ediliyorsa) pembe bulutlar uçulur etrafta. Herkes “Tam bir aile olduk!” der. Yalandır bu. Kimse kimseyi o kadar sevmez. Herkesin birbirinin tersine işleyen çıkarları var gibidir. “Hepimiz aynı gemideyiz,” duygusu yoktur. Ama o sahte mutluluk, ağız dolusu gülücükler, beraber yemeğe çıkma programları bitmek bilmez. Aslında şaşılacak bir şey yok. Çoğu aile kadar ikiyüzlüdür, televizyoncuların her programda yeniden kurdukları aile. Program kötü…

16 Ağu: Süreklilik ve Fil Uçuşu

Süreklilik… Hangi işi yaparsam yapayım ‘süreklilik’ önemlidir benim için. Fil Uçuşu, ilk gününden bu yana, aynı düşünceyle ve hassasiyetle devam ediyor. Kimi zaman daha sıklıkla yazı paylaşıyorum, kimi zaman daha seyrek. Kimi zaman, başladığım serilere uzun süreli aralar veriyorum. Kimi zaman, başka bir yerde yayımlanmış bir yazıyı paylaşıyorum. İstatistiklerine, yorum sayılarına bakmadan devam ediyorum yoluma. Tek yaptığım, Fil Uçuşu’na bir yazı koyduğumda bunu twitter hesabımdan duyurmak. Öykülerimi kağıt-kalemle yazarım. Masamın üstü defterlerle dolu. Yakınlarım kırtasiye merakımı bilir zaten. Fil Uçuşu,…

30 Haz: Yazamamak

Dilerim kimse bu söyleyeceklerimi “yazdıklarını önemseyen birinin” gevezelikleri olarak almaz. Alırsa da diyecek bir şey yok. Çünkü meselem -biraz da- bu algıyla ilgili. Yazabilene alkış tutarım. Önünde saygıyla eğilirim. Ama dünyanın şu ruh halinde tek satır bile yazasım yok. Yazmak, benim için, her şeyden önce kişisel bir iyileşme ve anlama yolu. Ama artık yazarak iyileşemiyorum ve yazarak anlayamıyorum. Bunu -geçici- bir yazar kilitlenmesi, hatta paniği olarak değerlendirenler de olabilir. Saygı duyarım. Ama bu cepheden bakınca durum -ve değerlendirme- farklı. Biliyorum;…

9fbd58d7-7a5e-42c7-b38c-55427f70915e

19 Şub: Nuh Köklü… Bi sigara içimi…

Öyle böyle değil. Gerçekten zorlu zamanlardan geçiyoruz. Günden geriye, devam etme gücü verecek bir şeyler kalmasını beklemek de zor artık. Akıl almayacak bir cinayete kurban gitti Nuh Köklü. İsteyen sosyolojik çözümlemesini yapsın, isteyen bu pisi pisine cinayetten siyasi rant elde etmeye çalışsın, benim tek bildiğim Nuh’un artık bu dünyada olmadığı. Ensesine indirdiği kulaklıkları, alaycı gülümsemesi ve her daim dağınık halleriyle Nuh Köklü yok. Yolun solundan koşmayı seven o adam yok artık. Bir dönem NTV’de kesişmişti yollarımız. Arada masa başında, arada…

03 Şub: Günden Kalanlar.39

Sağ omzumdaki kas yırtığı 2011 yılında hayatıma girdi. Nasıl oldu, neden oldu kısmını atlıyorum. Oldu işte. Fizik tedavi. Sancılı bir süreç. Ama her adımda iyileşmeyi hissetmek rahatlatıyor. Elektrik, iğne, bandaj, askı ve her gün yapılması gereken bir dizi hareket. Sonuçta geçti gitti. Sanıyordum. Hep denirdi de pek inanmazdım: Geri geldi. Yaklaşık on gündür, aynı noktadan aynı belirtilerle kendini hissettiren eski dostum çıkageldi. Dün gece uzun uzun konuştum kendisiyle, sabaha kadar. Bir süre gitmeyi düşünmediğini, bedenimle dört yıl öncesine dayanan dostluklarında…