Eskiz Defteri

crowd47

10 Şub: ParçaBütün

Evde oturuyoruz. Bir sürü “ayrı” insan. Sıkıntılı insanlar, çizgi film seven insanlar, kapuska yapmaktan hoşlanan insanlar, kapuska yemekten hoşlanan insanlar… Evin parçalarıyız. Eşyalar var. Masa, sandalyeler, kahve makinesi, bilgisayar, fincan, bisiklet, zaman yolculuğuna karışmış bir köpeğin oyuncakları… Evin parçaları. Biz onları tamamlıyoruz. Görsel bütünlük. İçte yaşanan parçalanmışlık. Biz parçayız. Zaten bir anlamda paramparçayız. Ama sinirlenirsek parçalarız. Merak etmeyin sakiniz. Bir hayaldi. Ama artık hayalimize dokunabileceğimiz mesafedeyiz. Şaşkınız. Belki de o yüzden biraz parçalanmış durumdayız. Herkes bir yana koşturuyor. Herkes kendi…

metrokedisi

23 Ara: İstanbul’un Kedileri

Nota nota gezer sokakları, İstanbul’un kedileri. Cihangir’dekiler caz tutkunudur, bir saksafon sesi duyduğunda kuyruğunu havaya dikmeyenini zor görürsünüz. Ne zaman bir caz standardının notaları yayılsa evlerin yüksek tavanlarına, Cihangir’in kedi ahalisi mırıldanmaya başlar. Akmar Pasajı çevresinde şöyle cayır cayır bir gitar sesi duyduğunda gözlerini kısarak uzakları izlemeyen kediye, kedi demezler bu alemde. Bütün rock albümlerini çıkış yıllarıyla, kadrolarıyla ezbere bilir onlar. Hangi gitarist hangi pedal setini kullanır, hangi basçı penayla çalar hangisi nasır tutmuş parmakla abanır tellere, bir davulcu bir…

FICC87L-UCCCA7USCCA7U28kalem29

28 Tem: Dostunuz hangi kaleme benziyor?

En eski dostlar, o çocukluktan ya da okul sıralarından geçen yıllara karşın yanımızda kalmış olanlar kurşunkalem gibiler. Arada bir kütleşse de uçları, biraz sohbet kalemtıraşıyla yeniden canlanıyor her şey. Biraz bastırmaya gelmiyor hassas uçları, kırılıveriyor. Neyse ki, yine eskilerden kalma bir kutuda kalemtıraş da hazır, unutulmak istenen anları silmek için silgi de. Sayısız kalem geliyor gidiyor, ama onlar yıllara, kemirilmeye karşı koyuyor. Hayatımıza yazdıkları, yıllar içinde biraz silikleşiyor belki. Ama kağıtlar sararsa da, yazılar uçuşsa da en güzel yerinden okunuyor…

16 Haz: Bir sergi açılışından “öylesine” bir sahne…

Bir sergi açılışı. Son yıllarda adı sıklıkla anılan, tablolarının değeri giderek yükselen ressamla, alıcı olmadığı belli olan bir sanatseverin ayaküstü konuşması. “Gerçekten çok etkileyici çalışmalar var,” der sanatsever. Ressam “En çok hangilerini beğendiniz?” diye sorunca, birkaç resmi gösterir ve ekler: “Günün birinde ben de sizin bir tablonuzu almayı çok isterim doğrusu.” Ressam ya sanatseverin bir tablo hediye edilmesini beklediğini düşündüğünden ya a işi şakaya vurmak için kahkahalarla lafını patlatır: “Vallahi bunları ben bile satın alamam!” Sanatsever, sergi salonundan şaşkınlık ve…

09 Haz: Bir Kerim İnal Polisiyesi: Sıkı Dostlar

Girişi tekrar edeyim. O zamanlar yazı başlığı Poli-Siyah Aşklar olan metinlerin yazarı Kerim İnal kimdir?Kerim İnal, 1998-1999 yılları arasında kısa süreliğine altzine’de boy göstermiş bir yazar. Aslında benim polisiye ve parodi merakımın bir sonucu. Bu iki yıllık maceradan sonra sessizce kayboldu ortadan. Yıllar sonra, 2007 tarihli KARBON KOPYA adlı kitabımda “Becerikli Bay Kerim İnal” öyküsünde tekrar çıktı ortaya. Hepsi bu. Geçenlerde arşiv dosyalarının içinde Kerim İnal’ın, altzine’de yayımlanmış birkaç metnini buldum ve Fil Uçuşu’na koymaya karar verdim. İşte, noktasına virgülüne…

04 Haz: Bir Kerim İnal Polisiyesi: Sinek Kaydı

Kerim İnal, 1998-1999 yılları arasında kısa süreliğine altzine’de boy göstermiş bir yazar. Aslında benim polisiye ve parodi merakımın bir sonucu. Bu iki yıllık maceradan sonra sessizce kayboldu ortadan. Yıllar sonra, 2007 tarihli KARBON KOPYA adlı kitabımda “Becerikli Bay Kerim İnal” öyküsünde tekrar çıktı ortaya. Hepsi bu. Geçenlerde arşiv dosyalarının içinde Kerim İnal’ın, altzine’de yayımlanmış birkaç metnini buldum ve Fil Uçuşu’na koymaya karar verdim. İşte, noktasına virgülüne dokunmadan, yıllar önceki haliyle “Bir Kerim İnal Polisiyesi”. Sinek Kaydı Tülay’ın en sevdiği şey,…

10 Şub: Aşşşk ve Sesssizlik!

Her şey bir mesajla başlıyor. > yazılarinizi takip ediyorum. aslinda yazdiginiz “degisik” seyleri > okumak cogu zaman ilginc oluyor. ama acikcasi icinde ask olmayan > seyler yazdiginizda yavan ve yorucu olmaktan oteye gidemiyorsunuz. > lütfen bu sozlerimi kabalik olarak almayin. > dilerseniz dokuzuncu koyden de kovun ama aski yazin. Aldığım bütün mesajlara cevap yazmaktaki özenim nedeniyle, bu ilginç ve bir o kadar da şaşırtıcı mesaja da cevap yazıyorum. Cevabımda bütün okurların fikirlerine duyduğum saygıdan, gösterilen ilginin sevindiriciliğinden, doğruların kişiye gerekirse…

30 Oca: Ünlem ve Mat

Posta kutusunun ağzından taşan zarfı görünce sevindi. Elini uzattığı anda, nedenini bilemediği sevinç yerini derin bir kedere bıraktı. Ahşap posta kutusunun kapağını açması gerekmiyordu; zarfın köşesini iki parmağının arasına sıkıştırıp bir hamlede çekiverdi. Tam o anda hırıltıyla çalışan apartman otomatiğinden keskin bir ses çıktı; karanlık. Ezberlenmiş bir hareketle otomatik düğmesine basarak hırıltının kulaklarını, ışığın gözlerini doldurmasını sağladı yeniden. Zarf elindeydi. Tanımadığı el yazısının nakış gibi işlediği adına baktı; cadde, sokak, apartman, kat, daire, mahalle, şehir… Adresin sıralaması nasıl daraltıyorsa yaşam…

16 Oca: Sizce ne kadarı gerçek?

Tam on bir yıl önce yazdığım bir yazı. Arşivimi didiklerken buldum. altzine.net için yazmışım. (altzine.net farklı bir editoryal kadroyla yoluna devam ediyor ve bence hâlâ internet ortamının en iyi dergilerinden biri.) Noktasına virgülüne dokunmadan, Fil Uçuşu’nda paylaşmak geldi içimden. Çünkü yazı, doğrudan okura seslenen, onun yorumlarını isteyen bir yazı. Yorumları, geri bildirimleri almak, o yıllardakinden daha kolay; sanırım bu nedenle paylaşıyorum. Hem arada bir, zamanda yolculuk yapmak iyi oluyor. Yazar, Hırsız, İnternet ve altzine Evime hırsız girdi. Hem de ben…

01 Oca: O Nokta!

Issız bir sokak. Sağ yanımda apartmanlar var, sol yanımda ağaçlar. Ağaçların ardında bir park olduğundan eminim. İçinde çocukların oynadığı, çay bahçesindeki ahşap masalara semaverlerin yerleştirildiği, yapay gölün çevresindeki banklarda âşıkların öpüştüğü bir park. Oldum olası sevmişimdir böylesi parkları. Ağaçların arasından geçmeye cesaret edebilsem karşıma camekânlı arabasıyla bir simitçi çıkacağına eminim. Pantolon cebimden çıkardığım bozuklukları uzatırken maşasına sarılacak, üst üste dizdiği simitlerden birini gazete kâğıdına sarmaya başlayacak. Bir yandan da son hecesini uzata uzata “Akşam simidi!” diye bağıracak, alışveriş yapmakta olan…