Anı

IMG_8638

11 Eyl: Yine Aşıklı Höyük… İyilikle…

Aşıklı Höyük notlarımı Fil Uçuşu’nda paylaştıktan sonra bir sosyal medya kullanıcısı, bu kazı çalışmasıyla ilgili itirazlarını dile getirmiş. İtirazlar iddialardan oluşuyor. “Avrupa Birliği fonları alıp yine de öğrencileri ücretsiz çalıştırmak” gibi sert iddialar. Araştırdım soruşturdum ve bu iki iddianın da karşılığının olmadığını öğrendim. Böylesine ciddi iddia-ithamların kaynaksız, belgesiz ve hatta dayanaksız yapılmasına üzüldüm ama çoktandır biliyorum ki, sosyal medya öyle bir diyar. Üstelik doğru cevaplara ulaşmak da zor değil; örneğin fon meselesinin cevabı için Aşıklı Höyük Dostları Derneği’nin internet sitesine…

02 Eyl: Günden Kalanlar.43

Tükenmişlik hissi. “Ben ne yapıyorum?” sorusu. Bitmek bilmez bir yorgunluk. O kadar çok kişiden duyuyorum ki bunları. Kimilerine göre covid sonrasının etkileri, dünyanın yeni belalarından biri. Sanki herkes gri bir bölgede. Bu depresyon kıyısında olma haline eklenen unutkanlık hali var bir de… Tuhaf zamanlardan geçiyoruz yine. İki gün önce beni de yakaladı o ruh hali. Tam da yakında videolar yüklemeyi düşündüğüm youtube kanalıyla ilgili çalışıyordum. Notlar, yazılar, okumalar falan… Birden ”tükendim”. O kadar işte… Fişim çekildi sanki. Derin bir mutsuzluk…

yaparsin-sekerim-e1661185565922

30 Ağu: Haldun Dormen’in zamanında yaşamak

“Zamanı iyi yönetmek” konusunda seminerler falan veriliyor ya, tuhaf geliyor bana. “Zamanı avucumuza almalıyız. O bizi yönetmemeli, biz onu yönetmeliyiz” diyen biriyle tanışmıştım. İlla bir taraf diğerini yönetecek. En güldüklerimden biri de “kendinize zaman ayırın”. Bu tanım boşa giden ömrün altını çiziyor; “tümüyle başkasına çalışıyor ve yaşıyorsun, arada kendine de yaşa”. Zaman önemlidir benim için. Böyle süslü anlatımlara gerek yok. Çok daha basit bir yerden bakarım; bir randevu varsa ortada, herkes zamanında orada olmalı. Bir iş yapılacaksa, iş söylenen saatte…

5C01D133-7D2D-4DB3-BE66-99799F1E1577

12 Ağu: Sempé: Orada bir yerde

Jean-Jacques Sempé hayata veda etti. 1932 doğumluydu, yani 90 yaşındaydı Sempé. Ama hala üretiyordu, çiziyordu. Kişisel olarak üretmesi değil, ”orada bir yerde” olması yeterliydi benim için. Çocukluğumun, masumiyet çağımın sevimli amcasıydı o, hep ”orada bir yerde” olmalıydı. Daha önce Sempé ile tanışma yolculuğumu Fil Uçuşu’nda yazmıştım. İlkokul yılları, Milliyet Çocuk dergisi, Goscinny’nin kaleminden çıkma Le Petit Nicolas öyküleri ve öykülerdeki benzersiz Sempé çizimleri. Her hafta büyük bir heyecanla beklerdim yeni macerayı. Öylesine sevmemde Vivet Kanetti’nin muhteşem çevirisinin de etkisi büyüktü….

kapak_123759

07 Ağu: Ustam Sungun Babacan

Dün Sungun Babacan‘ın bu dünyaya veda ettiği haberini aldım. Bunu yazmak kolay değil. Zor, anlamsız, yakıcı… Son birkaç yılda tiyatro dünyası çok önemli isimlerle vedalaştı. Benim ömrümün geçtiği seslendime dünyası da… Çok sevdiğim, binlerce anı biriktirdiğim, ağladığım-güldüğüm, birlikte aç kalıp birlikte para kazandığım isimler yok artık. Sezai Abi yok, Nusret Abi yok… Sezai Aydın, Nusret Çetinel olmadan nasıl yapılır? Raca’mız Haldun Boysan yok… Tarık Ünlüoğlu yok. Absürt şakaların kralı Bülent Yıldıran yok. O koca sesli, çocuk ruhlu Mete Yavaşoğlu yok….

Processed with MOLDIV

21 Tem: Strand: Londra’dan New York’a kitap gıcırtısı

Bazı mekanlar ziyaretçilerinin yüzünü daha içeri girmeden, kapının önünde güldürür. Broadway 828’deki Strand benim için böyle bir yer, mükemmel bir kitapçı.  İçerideki o hafif karmaşa halini, günün hangi saatinde gidersem gideyim kalabalık olmasını, rafların dizilişini, kitapseverlerin ruhuna uygun hediyelik eşyayı, üst katlara çıkarken ahşap merdivenlerin gıcırdamasını, nadir bulunan kitaplar bölümünü, çizgi roman raflarındaki çeşitliliği seviyorum. Tuhaf bir tanımlama ama Strand benim için biraz da ”kitap gıcırtısı”. The Strand, 1927’de Fourth Avenue’de, o zamanlar “Book Raw” olarak adlandırılan yerde doğmuş. Book Raw altı bloka yayılan…

5C567530-D58E-4186-A54D-3E40B68243BD

20 Tem: Norman Rockwell Müzesi: Amerikan tarihine sivil bir yolculuk

Müzenin hikayesi 1967’de başlıyor. Norman Rockwell, eşi Molly ve Stockbridge’deki Old Corner House isimli tarihi evi yıkımdan kurtarmak isteyen bir grup sanatsever bir araya geliyor. İki yıl sonra Old Corner House’da, kasaba kütüphanesinin tarihi koleksiyonundan eserler ve orijinal Norman Rockwell resimleriyle bir sergi açılıyor. Fısıltı gazetesi ve Rockwell’in şöhreti sayesinde sergiyi ilk yıl yaklaşık 5000 kişi ziyaret ediyor. Öyle bir talep oluşuyor ki, 1969’da Norman Rockwell Müzesi doğuyor. Norman Rockwell, 1973’te eserlerinin bakımını, korunmasını ve kamu erişimini sağlamak için bütün…

6E8E28CF-7C07-49A6-98DC-D4880CC72DB3

20 Tem: New York’un derdi ne?

İklim krizinin etkileri özellikle Avrupa’yı kasıp kavururken New York mevsim normalleri denebilecek bir havayı yaşıyor. Ama şu garip durumun da altını çizmek lazım. Malum, Amerikalıların başı sıcakla ve nemle her daim belada, soğuk havayı seviyorlar. Bu yüzden New York’ta ev ya da iş yeri fark etmeksizin her yerde klimalar buz gibi bir hava üflüyor. Klimalar çalışıyor, enerji harcanıyor, iklim değişiyor ve bu yıl krizin derdini Avrupa çekiyor. İklim krizine üç maymunu oynayan dünya, ekonomik kriz konusunda sesini yükseltmeyi biliyor. Amerika’da…

03 Tem: Metin Solmaz Ankara’ya gidiyor

Ankara 1993. O yılın Mart ayında yayımlanmaya başlayan bir dergi hemen radarıma giriyor. Derginin adı Çalıntı. Üstelik Ankara’da ulaşabileceğim bir adresi de var derginin. Bütün dergiler İstanbul merkezli, yolladığım yazıların yayımlandığı oluyor ama “kimseyi görmüyorum”. Oysa o yıllarda biraz da “görmek-görülmek” ve sohbet etmek istiyor insan. Yarın kadrosu çok içine kapalı, beni görecek halleri yok. Yeni Olgu ile kısa süreli bir temasım oluyor. Oturup da sohbet edebileceğim birilerini bulmak istiyorum belli ki. İlk sayıyı okur okumaz bu dergide yazmalıyım kararını…

6131df32bf2144216030f3a7.jpg

28 Haz: Günden Kalanlar.41

Bir süredir sosyal medyada, özellikle Twitter’da sınırlı zaman geçiriyorum. Sınırlı zaman tam durumu açıklayan tanım oluyor; çünkü akıllı telefonumun üzerindeki bütün sosyal medya uygulamalarına süre sınırı koydum. Elbette istesem bu sınırı kaldırabilir ya da süreyi esnetebilirim ama yapmıyorum. Çünkü bu durum giderek daha çok hoşuma gitmeye ve bana iyi gelmeye başladı. İlk zamanlar bir şeyler kaçırdığım, bir şeylerden uzak kaldığım ve bazı sesleri duyamaz olduğum duygusu hakimdi. Giderek o sessizlik halinin değerini anladım. Duymak istediğim seslerin bir süre sonra gürültüye…