Anı

kapak_124350

05 Oca: Derin ve tarifsiz bir acı

Uzun sohbetleri severdi Kadir. Ama konuşmaktan çok dinlemekti sevdiği. Dinlemek, anlamak, paylaşmak. Gözlerini hafifçe kısar, tüm dikkatini anlattıklarınıza verirdi. Karşısındakinin kendini iyi hissetmesine yeterdi bu. Hayatın yükünü hafifletirdi Kadir. Adana’da festival koşturmasının arasında fırsat bulduğumuzda, birer kahve söyler başlardık konuşmaya. İzmir’e gittiğimde mutlaka bir akşamüstü Kordon’da buluşur, dertleri denize dökerdik birlikte. Sinema, edebiyat, akademik dünya, memleket halleri, özel hayat derken günü geceye bağlar, saatin nasıl geçtiğini anlamazdık. Aynı yılda ve yaklaşık iki ay arayla doğduğumuzu o İzmir sohbetlerinden birinde öğrenmiştim….

l-intro-1637865760

19 Ara: “Hanım hanım! Bunlar benim repliklerim…”

Ice Age/Buz Devri filmlerini takip edenler biliyor; altıncı film geliyor. Bu yazıyı, serinin altıncı filmini bekleyenleri bilgilendirmek ve durumdan haberdar etmek için yazıyorum. Bu yeni filmin seslendirme kadrosunda -büyük ihtimalle- Ali Poyrazoğlu, Haluk Bilginer ve ben olmayacağız. Sonra söyleneceği başta söyledim, şimdi biraz da durumu anlatayım. 2002 tarihli ilk filmin Türkiye’deki seslendirmesinin yönetmenliğini Serdar Çakular yapmıştı. Rol dağıtımını ve ilk filmlerdeki ses dünyasını kuran isim Serdar’dır. Ona büyük bir teşekkür borçluyuz. Öncelikle orijinal seslerle yakın tonlara sahip isimler seçti: Ray…

0001951604001-1

11 Ara: Seçkin bir hayat…

12 Mart 2012. Mustafa-Övül Avkıran çifti “garajistanbul”u yeniden hareketlendirmek istiyor. “Eğlencenin adresi yeniden garajistanbul” olsun istiyorlar. O gece de çok öenmli bir konsere ev sahipliği yapacaklar: McCoy Tyner Trio. Üstelik bir de özel konuk var bu konserde, benim de çok sevdiğim bir isim; Joe Lovano. Konserin kalabalık olacağı kapı önünden belli oluyor. Sahne önü yerler numarasız olduğundan çoğu kişi erken gelmiş. Ben nereye otursam diye sağa sola bakınırken, o çok sevdiğim tok sesi duyuyorum. “Yekta” diye sesleniyor Seçkin Hanım. Eliyle…

237522-3b721b101609f038f77472a7b17c2282

06 Ara: Celâl Abim… ve “Bir Delinin Hatıra Defteri”

1950’lerde, henüz yedi yaşındayken hayatını kaybeden bir dayım varmış. Metin Dayım. Annem yaşça kendisinden oldukça küçük kardeşine, Metin’e çok düşkünmüş. Onun bu erken vedası bütün aileyi ve annemi çok sarsmış. Yıllar sonra bile, bu hiç tanımadığımız dayımızın kısa ömrüne sığdırdığı anıları anlatırdı annem. Onu bizim de çok sevmemizi isterdi sanki. Severdik bizde, küçük dayımızdan gururla söz ederdik. Bir ölüyü yaşatmanın yolu olarak bunu bulmuştu belki de annem. Ama küçük dayıma veremediği sevgiyi verdiği bir başka “kardeşi” vardı annemin. Dayısı Cemal…

A91468E0-7DAA-45C3-8058-4DF13655117E_1_201_a

03 Ara: 3 Aralık: Evlendikleri gün…

3 Aralık 1959. Annemle babamın evledikleri gün. Ankara’da Gençlik Parkı içindeki Göl Gazinosu’nda kıyılan bir nikah. “Bir ömür” diye verdikleri o nikah pozu. O güne dair ne çok anı dinlemişizdir. Az önce ablamın Instagram’daki paylaşımında daha önce hiç görmediğim bir fotoğrafları çıktı karşıma. Bir eğlencedeler. O yıllarda şimdiki gibi poz verme, en iyisini bulana kadar çekme şansı yok. Masadaki biri çekivermiş fotoğraflarını. Çok da güzel bir an yakalamış. Annem neşe içinde, ezbere bildiğim kahkahalarından birini atıyor. Babam başını annemin başına…

1C27FA22-6A30-4570-B1EC-CF1962306473

03 Ara: Ertelemek

Dün Nilay Örnek ile bir sohbet videosu çektik. Paribu için bir yıl sürdürdüğüm “Yarının Dünyası” sohbetlerinin bu yılki konuklarından biri de Nilay olacak. Daha önce ben ona iki kere podcast konuğu olmuştum, dün yaptığımız çekimle o da bana iki kere video konuğu oldu. Sohbet konukluğunda durum 2-2. (İyi ki dün çekimde bu şakayı yapmadım, pek kötüymüş) Sohbetin kendisini yakında Paribu YouTube kanalında izleyeceksiniz. Ama çekimin öncesinde ve sonrasında yaptığımız sohbetler, sadece tanık olanların anılarında kalacak. Bizim ekip, Nilay ve ben…

216745948_10159414997258850_6471319586756252966_n

13 Tem: Kişisel tarih: Hayatımın Konserleri

Artemis Günebakanlı’nın podcasti Dip Gürültüsü’ne konuk olduğumda, zihin zorlayıcı bir soruyla karşılaştım: “Seni çok etkileyen konserlerden birini hatırlıyor musun?” Elbette bu sorunun çok sayıda cevabı var. Aslında etkilendiğim konserleri tarif eden anlar var benim için. 9 Temmuz 1996’da John Mac Laughlin – Al Di Meola – Paco De Lucia’nın Açıkhava Tiyatrosu’nda verdikleri konserde “Mediterranean Sundance” başladığında ayağa fırlayıp “Vaaaay” diye bağırmam bu anlardan biridir. Bilinçli bir an değildi, farkında olmadan bağırmış sonra da birilerini rahatsız ettim mi diye çevreme bakmıştım….

Fil

26 Şub: İhanet

Başlık yanıltmasın, erkenden uyarayım. Kendime, yıllarca süren emeğime ihanetten söz ediyorum. Fil Uçuşu’na ihanetimden… Bir rahatsızlık nedeniyle yatakta geçirdiğim üç gün içinde Fil Uçuşu’nu, onunla olan ilişkimdeki aksamaları, tembelliğimin nedenlerini çok düşündüm. Murat Yetkin’den gelen bir telefon neden oldu buna: “Fil bir süredir uçmuyor dostum,” demesiyle içim cız etti. Haklıydı. Oysa bir zamanlar birkaç günde bir, aklıma gelenleri yazıveriyordum Fil Uçuşu sayfalarına. Hesap-kitap yapmadan, olduğu gibi. Elbette not defterlerime yazdıklarımdan farklıydı buraya yazdıklarım, elbette iki-üç kişi bile olsa birilerinin okuyacağını…

round_midnight_xlg

25 Şub: Bir şarkıya takıntılı olmak

Sonda sorulacak soruyu başta sorayım: Sizin “takıntılı” bir şekilde bağlı olduğunuz müzik parçası/şarkı hangisi? Sonra da kendi durumuma geçeyim: Benim “Round Midnight” sevgimi gelsin Freud açıklasın… “Round Midnight”ı bilirsiniz. Bir Thelonious Monk bestesi. Ama benim hikâyem Monk ile değil, Miles ile başlıyor. Miles Davis “Round Midnight”ı ilk kez 1955 yılında Newport Caz Festivali’nde seslendirir. Üstelik piyanoda, bu benzersiz eserin bestecisi Thelonious Monk ile birlikte. O kadar da değil; tenor saksafonda Zoot Sims, bariton saksafonda Gerry Mulligan, basta Percy Heath ve davulda Connie…

04 Tem: İskender bir kediydi

Bugün İskender’e veda ettik. Derman İskender Över. küçük İskender. Haberi geçen yıl Mayıs ayında almıştım. Latife Tekin titreyen bir sesle söylemişti. Bodrum’daki ilk hastane ziyaretinde iyi görmemiştim İskender’i. “Az zaman kaldı doktorlar,” demişti, “belki de birkaç hafta.” Yıl boyunca konuştuklarımız, anlattığı projeler, ziyaretler bana kalsın. Ama sonuçta o birkaç hafta, bir yıldan uzun zamana yayıldı. Hatta arada, birlikte rakı bile içtik. 26 Mart’ta “Dünya Ölmeme Günü”nde. Ne yalan söyleyeyim, iyiye gittiğine inanmıştım o gün. Can Bonomo’nun deyimiyle “iyiye gittiği illüzyonuna”…