Kişisel tarih: Hayatımın Konserleri

Artemis Günebakanlı’nın podcasti Dip Gürültüsü’ne konuk olduğumda, zihin zorlayıcı bir soruyla karşılaştım: “Seni çok etkileyen konserlerden birini hatırlıyor musun?”

Elbette bu sorunun çok sayıda cevabı var. Aslında etkilendiğim konserleri tarif eden anlar var benim için. 9 Temmuz 1996’da John Mac Laughlin – Al Di Meola – Paco De Lucia’nın Açıkhava Tiyatrosu’nda verdikleri konserde “Mediterranean Sundance” başladığında ayağa fırlayıp “Vaaaay” diye bağırmam bu anlardan biridir. Bilinçli bir an değildi, farkında olmadan bağırmış sonra da birilerini rahatsız ettim mi diye çevreme bakmıştım. Temmuz 2014’teki Neil Young & Crazy Horse konserinde de kendimden geçtiğim anlar vardır. 4 Ağustos 2013’teki Roger Waters konserini ortaokul arkadaşlarımla izlerken yaşadıklarımızdan tutun, ustamız Seçkin Selvi ile 12 Mart 2012’de Garajİstanbul’da McCoy Tyner Trio/Joe Lovano konserinde kopup gidişime dek pek çok an. Stadyum konserleri, Rock’N’Coke konserleri, yurtdışında izlediğim konserler. The Cure’dan QOTSA’e, Judas Priest’ten Deep Purple’a, klasikten caza uzanan bir liste. Bir de iş gereği yolumun kulisinden geçtiği konserler var; bunların en unutulmazı 2 Temmuz 2011’de Fransa- Arras’taki Mainsquare Festivali konseri öncesi Moby ile yaptığımız sohbettir. Fazıl Say Stuttgart konserini ve Neşet Ertaş ile Açıkhava konseri öncesi yaptığım sohbeti de unutmam. Bir de İtalya Torino’daki U2 konseri öncesi Bono ve The Edge ile yaptığım sohbet. Bütün bu konserleri ve olayları tek tek yazmalıyım.

Belki de sahnede olduğum bir konser olmalıydı cevap. 1989-1990 yıllarında Ankara’da kurduğumuz Raining Cats&Dogs ile ODTÜ Stadyumu’nda verdiğimiz konser pekâlâ, benim en çok etkilendiğim konser olabilirdi.

Belki de cevap ilk gittiğim konserlerde saklıydı. Ortaokul öğrencisiyken, sanırım 1982’de Ankara Ses Sineması’nda Levent’le kaçak girdiğimiz ve balkonun tepesinden sahneyi ilk gördüğümüz anda birbirimize bakıp “Bu ne böyle?” dediğimiz o rock konseri örneğin. O yıllarda sinema salonlarında “Dev Rock Konseri” denen ve üç-dört grubu arka arkaya izleyebildiğimiz buluşmalar olurdu. O gün sahnede olan gruplardan biri Axe, bir diğeri de İstanbul’u kasıp kavuran Egzotik Band idi sanırım. O konserde Barlas-Alper Erinç kardeşler Axe’de beraber mi çaldı, “Ritchie” Alper’in başka bir grubu mu vardı, Basta Sadık Sağlam mı vardı hatırlamıyorum elbette. Bir de aklımda Metalik Shock diye bir grup kalmış ama hiçbir kaynakta bulamadım. Ama araştırma sırasında bir başka konseri buldum: 22 Ocak 1982’de Ankara Amerikan Kültür Derneği’indeki Egzotik Band konseri. Bu konseri hatırlıyor gibiyim, demek ki Ses Sineması’nın öncesinde bu konser var. Bir de plakçı ve kitapçı Levni (yani Ömer Abi) tarafından organize edilen bir konserin afişini buldum; harika bir afiş. Güzel buluşmalardı bunlar; çoğunlukla Levent, ben, Talat, Ufuk gibi bir kadroyla giderdik. Levent, isimleri daha iyi hatırlar, bir ara sormalıyım) Bu konserlerde Devil, Ambulans, Asım Can Gündüz, Whisky, Dr.Skull gibi grupları izlediğimi hatırlıyorum. (Hatta Skull daha Dr.Skull olmamıştı sanırım)

1984 yılında, henüz bir lise öğrencisiyken gittiğim, Ankara’da Arı Sineması’ndaki Mazhar-Fuat-Özkan konserinin de anılarımda değerli bir yeri var. “Ele Güne Karşı” albümü yeni çıkmış, bütün şarkıları çoktan ezberlemişiz. Grubun evveliyatını da biliyoruz, o yüzden albümde olmayan “Heyecanlı” ve “Hep Aynı” gibi şarkıları çalmalarını da çok istiyoruz. Ömür boyu birbirimizden ayrılmayacağımıza yemin ettiğimiz bir arkadaş kadrosuyla gidiyoruz konsere: Nur, Berrin, Sibel, Yonca, Levent, Erkmen, ben… (Sanırım o yılların ayrılmaz arkadaşları, tam kadro oradaydık. Sonra herkes kendi yoluna savruldu. Bir tek Nur ile haberleşiyorum hâlâ. Levent’i, yani 47. Arkadaşlık yılına girdiğim Levent Gönenç’i saymıyorum bile. O hep yanımda) Mazhar Alanson sahneye perende atarak çıkıyor, Fuat Güner Fender’ini cayır cayır öttürüyor, Özkan Uğur ise aklımızı başımızdan alıyor. Çok yıllar geçti o konserin üzerinden, MFÖ başka, dostluklar başka… Arı Sineması yok artık. Hatta Orkut Stüdyosu bile kalmadı. (Oradaki çekimlerim de ayrı birer hikâye)

Ama “Dip Gürültüsü” podcast’inde Artemis’e bambaşka bir cevap verdim. Ankara’da gittiğim bir Chick Corea konserinde, bir an ayaklarımın yerden kesildiğini söyledim. Gerçekten de bana “aklınızı başınızdan alan konser” dendiğinde aklıma hep bu olay gelir. Çünkü konser sırasında bir süre, kendimi dışarıdan gördüğümü ve ayaklarımın yerden kesildiğini hatırlıyorum. Neyse, bu “yükselme” konusunda detaya girmeyeceğim ama aradan geçen bunca yıla karşın, “o an” çok net aklımdadır.

Bunca yıl demişken… O konserin Chick Corea konseri olduğu ve Ankara MEB Şura Salonu’nda gerçekleştiği dışında bir bilgi yoktu elimde. Twitter’da ve Facebook’ta bir imdat çağrısı yolladım. Ankara’daki dostlardan öyle bir yardım geldi ki, hikâye tamamlandı.

Konser 1993 yılının Nisan ayında gerçekleşmişti. Sahnede Chick Corea ile birlikte basta John Patitucci, davulda Gary Novak ve saksafonda Bob Berg vardı. Bilgiler sağlam bir kaynaktan geldi, müzisyen dostum Murat Bulgak bu turneden Corea’nın rehberliğini yapmış. Ankara’nın efsane gruplarından Anonim’in solisti olan Bulgak’la birlikte gruba eşlik eden bir diğer isim de Serhat Başer (o da Anonim’in gitaristlerinden biriydi). Serhat da bana grubu bir gün önce İdil Biret konserine götürdüklerini yazdı. Ne kadar değerli bir bilgi; Chick Corea Ankara’ya konsere geliyor ve bir gün öncesinde İdil Biret konserine gidiyor. Bir başka bilgi usta müzisyen ve oyuncu Boğaçhan Sözmen’den geldi. Boğaçhan, müthiş piyanist Çiğdem Erken’in, Corea’nın provasına gittiğini ve ustanın ellerini muhteşem bir Chopin etüt ile ısıttığına tanık olduğunu anlattı.

Boğaçhan’ın profesyonel bakış açısıyla yaptığı bir değerlendirme, benim o konserde neden ayaklarımın yerden kesildiğini anlatıyor aslında: “Corea, bir bölümde Patitucci’ye hicaz aralıkta küçücük bir motif bıraktı. O da kontrbasıyla doğaçlamaya başladı. Corea, Novak ve Berg sahneden çıktılar. Patitucci, bir nokta ışık altında doğaçlamasını sürdürdü, on dakika mı sürdü yirmi dakika mı bilemiyorum. Ama salonda kimse nefes bile almıyordu. Sonuna doğru artık insanlar çığlık atarak alkışlamaya başlamışlardı. Ertesi gün konservatuvarda çok sevdiğim bir kontrbasçı arkadaşıma ‘adam sizin enstrümana keman muamelesi yaptı’ demiştim.”

İşte benim zihin perdelerimin tek tek açıldığı konserlerden biridir bu konser. Üstelik tek başına gittiğim bu konserde aslında yalnız da değilmişim. Ege Aydan’dan Çiğdem Erken’e, Boğaçhan’dan Murat’a ve Serhat’a daha kim bilir kimler oradaydı. 

Belki de “havada asılı kaldım, şahitlerim var” diyebileceğim bir gündü.

Yorumlar (1)

Bizi de andığınız için teşekkürler 🙂

bir yorum bırakın