Emma Peel: “İmza Günü”

Karşıdaki Adam: Çok güzel olmuşsun. Bir yere mi gidiyorsun, neden böyle giyindin?

Emma Peel: Geçen hafta okuduğum kitaptan söz etmiştim sana. O kitabın yazarının imza günü var, oraya gidiyorum.

Karşıdaki Adam: Hmmm…

Emma Peel: Neydi o öyle? Ne demek “hmmm”.

Karşıdaki Adam: Bilmem… Bir imza gününe giderken özen göstermen, heyecan duyman falan güzel… Ben senin gibi değilim. İmza günlerini sevmem. Yazarlarla tanışmak istemem, kitaplarıyla tanışmış olmak yeter bana.

Emma Peel: Köhne bir bakış açısı bu. Yazarla eseri birbirinden ayrı değerlendirebilecek biriyim ben. Sadece çok sevdiğim bir romanı, nasıl birinin yazdığını görmek istiyorum.

Karşıdaki Adam: İki dakika bile sürmeyecek bir imza günü görüşmesinde nasıl biri olduğunu anlayabilecek misin? Belki sahte bir sevimlilik gösterecek, belki anlık bir sinirine denk geleceksin… Hangi insan iki dakikalıktır ki…

Emma Peel: Bana bir dakikada da yeter. Çünkü en yüzeysel haliyle görmek istiyorum onu. Kalemi nasıl tuttuğunu, yazarken kağıda bastırıp bastırmadığını, oturuşunu görmek yeter. Ses tonunu şöyle bir duyduktan sonra da kitabımı çantama koyup uzaklaşacağım oradan. Bir dakika… Yüzeysel…

Karşıdaki Adam: Sonra ne olacak peki?

Emma Peel: Bir kafeye giderim herhalde… Bir kadeh şarap söylerim kendime. Çevredekilerin kıyafetimi süzdüklerini hissederim, mutlu olurum bundan. Sonra da kitabımı çıkarır, ilk bölümü yeniden okurum. Şarabımı yudumlayarak yüzeyden uzaklaşır, yeniden derine doğru dalarım…

bir yorum bırakın