robin-williams-portrait-by-brigitte-lacombe-1.jpg

O esnada başka bir yerde…

Robin Williams, 2014 yılında bugün hayatına son vermişti. Sekiz yıl geçmiş bu vedanın üstünden. Williams, öldüğünde 63 yaşındaydı. Başarılı, varlıklı ve herkesi güldüren “komik adam”ın böyle veda etmesini anlamaya çalışmıştık günlerce. Çok yazıldı, çok konuşuldu. Hastalığı, bunun getirdiği depresyon, uyuşturucu, intihar eylemi sırasında bilincinin yerinde olmaması, falan filan… Bu söylentilerden bir hikaye yaratmaya çalıştı dünya. Williams’ın derinlerde bir yerde sakladığı hüzünlü haliyle, dertleriyle yüzleşmek işimize gelmiyordu sanki. O hüzün ancak ve ancak bir hastalığın, bir maddenin, depresyonun falan sonucu olabilirdi….

kapak_123759

Ustam Sungun Babacan

Dün Sungun Babacan‘ın bu dünyaya veda ettiği haberini aldım. Bunu yazmak kolay değil. Zor, anlamsız, yakıcı… Son birkaç yılda tiyatro dünyası çok önemli isimlerle vedalaştı. Benim ömrümün geçtiği seslendime dünyası da… Çok sevdiğim, binlerce anı biriktirdiğim, ağladığım-güldüğüm, birlikte aç kalıp birlikte para kazandığım isimler yok artık. Sezai Abi yok, Nusret Abi yok… Sezai Aydın, Nusret Çetinel olmadan nasıl yapılır? Raca’mız Haldun Boysan yok… Tarık Ünlüoğlu yok. Absürt şakaların kralı Bülent Yıldıran yok. O koca sesli, çocuk ruhlu Mete Yavaşoğlu yok….

IMG_2130

Sounds of Paşaköy: Çocuklarla birlikte hayal kurabilmek

Paşaköy’de rüzgârlı bir günbatımı. Coğrafyaya hakim bir tepede Güdemez Evi‘nde verilecek konsere doğru yoldayız. Neşeli bir müziğin içinden geçiyoruz yolda. Birkaç gündür Ayvacık tarafına gelenlere verilen bilgi geliyor aklımıza: “Muhtar’ın düğünü var.” Bölge Behram’dan yükselen eğlenceye kulak vermiş durumda. Günlerce sürecek düğünün halayı uzun, sofrası herkese açık. İçimden “Mutlulukları daim olsun” diyorum. Güdemez Evi coğrafyaya saygılı ve etkileyici mimarisiyle kısa sürede bölgedeki sanatseverlerin buluşma yeri olmuş. Bunda ev sahiplerinin önemli bir rolü var. Eftal Güdemez çok iyi tanınan, çok başarılı…

1C5E8DD0-3699-42C6-994B-04D40EEA34C5

Edebiyat yeni yüzyıla hazır

Seferihisar Belediyesi’nin “Türkiye 2.yüzyılına hazır mı?” Başlığıyla düzenlediği konuşma serisi için Sığacık’tayım. Kaleiçi’nde kültür, sanat ve edebiyat konuşacağız. Sohbetin diğer isimleri İnci Aral ve Mario Levi. Moderatörümüz de Gülşah Elikbank.  Cumhuriyet’in ikinci yüzyıl vurgusu var başlıkta. Konuşmacıların dördü de edebiyatçı olunca, sohbet o noktaya yoğunlaşıyor. Genel bir kültür-sanat çerçevesi çizmektense, edebiyatın 1923-2023 arasındaki yolculuğunu konuşuyoruz. Mario Levi Türkiye’de romanın tarihinden söz ediyor kısaca. Sonra konu dünyanın hallerine bağlanıyor. İnci Aral özellikle okuma kültürünün yeterince gelişmemesine vurgu yapıyor ve eğitim sistemindeki…

Unknown-1

Bir aşk acısı şarkısı

Diadorius Boudleaux Bryant adını pek bilen yoktur. Az tanınan, adı az bilinen bir müzisyen kendisi. Eşi Felice Bryant ile oluşturduğu ikiliyi Amerikan folk müzik dünyası yakından tanıyor oysa. Onların hikayesinden yola çıkıp nerelere gideceğiz bakalım… 1920’de Georgia’da doğan Boudleaux Bryant, klasik keman eğitim almış ama mutluluğu country müzik tarzı keman çalmakta ve yerel gruplarda bulmuş. 1945 yılında bir otelde müzik yaparken, aynı otelin asansör görevlisi Felice ile tanışmış. Anında büyük bir aşk başlamış aralarında. Öyle büyük bir aşk ki ikiliye o meşhur…

Processed with MOLDIV

Strand: Londra’dan New York’a kitap gıcırtısı

Bazı mekanlar ziyaretçilerinin yüzünü daha içeri girmeden, kapının önünde güldürür. Broadway 828’deki Strand benim için böyle bir yer, mükemmel bir kitapçı.  İçerideki o hafif karmaşa halini, günün hangi saatinde gidersem gideyim kalabalık olmasını, rafların dizilişini, kitapseverlerin ruhuna uygun hediyelik eşyayı, üst katlara çıkarken ahşap merdivenlerin gıcırdamasını, nadir bulunan kitaplar bölümünü, çizgi roman raflarındaki çeşitliliği seviyorum. Tuhaf bir tanımlama ama Strand benim için biraz da ”kitap gıcırtısı”. The Strand, 1927’de Fourth Avenue’de, o zamanlar “Book Raw” olarak adlandırılan yerde doğmuş. Book Raw altı bloka yayılan…

5C567530-D58E-4186-A54D-3E40B68243BD

Norman Rockwell Müzesi: Amerikan tarihine sivil bir yolculuk

Müzenin hikayesi 1967’de başlıyor. Norman Rockwell, eşi Molly ve Stockbridge’deki Old Corner House isimli tarihi evi yıkımdan kurtarmak isteyen bir grup sanatsever bir araya geliyor. İki yıl sonra Old Corner House’da, kasaba kütüphanesinin tarihi koleksiyonundan eserler ve orijinal Norman Rockwell resimleriyle bir sergi açılıyor. Fısıltı gazetesi ve Rockwell’in şöhreti sayesinde sergiyi ilk yıl yaklaşık 5000 kişi ziyaret ediyor. Öyle bir talep oluşuyor ki, 1969’da Norman Rockwell Müzesi doğuyor. Norman Rockwell, 1973’te eserlerinin bakımını, korunmasını ve kamu erişimini sağlamak için bütün…

6E8E28CF-7C07-49A6-98DC-D4880CC72DB3

New York’un derdi ne?

İklim krizinin etkileri özellikle Avrupa’yı kasıp kavururken New York mevsim normalleri denebilecek bir havayı yaşıyor. Ama şu garip durumun da altını çizmek lazım. Malum, Amerikalıların başı sıcakla ve nemle her daim belada, soğuk havayı seviyorlar. Bu yüzden New York’ta ev ya da iş yeri fark etmeksizin her yerde klimalar buz gibi bir hava üflüyor. Klimalar çalışıyor, enerji harcanıyor, iklim değişiyor ve bu yıl krizin derdini Avrupa çekiyor. İklim krizine üç maymunu oynayan dünya, ekonomik kriz konusunda sesini yükseltmeyi biliyor. Amerika’da…

5435-Tier03_SeriesHeader_MON_2000x800

Günden Kalanlar.42

Fazıl Say ile 5 Temmuz’da Enka Sanat’ta vereceği konser öncesinde Schubert dinliyorum. Çünkü programda Schubert’in Si bemol Majör Sonatı da var. Sarsıcı bir eser. Schubert 1828 yılında, ölümünden hemen önce bestelemiş eseri. 31 yaşında hayata veda edecek ve 25 yaşından beri frenginin getirdiği sağlık sorunlarıyla uğraşıyor. Üstelik ekonomik olarak da çökmüş. O kadar genç yaşında 1000’e yakın esere imza atmış. Bunların bir kısmının da para kazanabilmek için bestelediği, sipariş eserler olduğunu düşünüyorum. Bir yandan para kazanma derdi, bir yandan Beethooven’a…

Metin Solmaz Ankara’ya gidiyor

Ankara 1993. O yılın Mart ayında yayımlanmaya başlayan bir dergi hemen radarıma giriyor. Derginin adı Çalıntı. Üstelik Ankara’da ulaşabileceğim bir adresi de var derginin. Bütün dergiler İstanbul merkezli, yolladığım yazıların yayımlandığı oluyor ama “kimseyi görmüyorum”. Oysa o yıllarda biraz da “görmek-görülmek” ve sohbet etmek istiyor insan. Yarın kadrosu çok içine kapalı, beni görecek halleri yok. Yeni Olgu ile kısa süreli bir temasım oluyor. Oturup da sohbet edebileceğim birilerini bulmak istiyorum belli ki. İlk sayıyı okur okumaz bu dergide yazmalıyım kararını…