Yazmak

24 Eki: Yazar dediğin…

Fil Uçuşu uzun bir zamandır sessiz. Bu sessizliğin nedeni biraz teknik sorunlar. Ama ne yalan söyleyeyim, sorunlara sığınacak değilim. Yazmayı çok sevdiğim bu sayfaları uzun bir süredir ihmal ettiğimi itiraf etmeliyim. Şimdi yeniden Fil Uçuşu yazılarına başlama zamanı. Hep dediğim gibi nasıl bir tempoda yazabileceğimi bilemiyorum. Blog yazmaya başladığım yıllardaki kadar yoğun bir içerik akışı sağlayabileceğimi sanmıyorum. Ama hiç değilse, Fil Uçuşu’nun “burada” olduğunu bilmek yetiyor bana. Bu süre içinde defterimin sayfalarında çokça not birikti. Öyle ki, bazılarının güncelliği yok…

12 Haz: Yazmaya devam

Uzun bir aradan sonra yeniden Fil Uçuşu yazılarına başlamadan önce küçük bir not düşeyim. Blog yazılarımda sürekliliğe çok önem veriyorum. Ama olmuyor işte. Araya hayat giriyor, araya işler giriyor, dertler giriyor ve gün günü satın almaya başlıyor. “Şu konuda yazayım, bu konuda not düşeyim,” derken araya mesafe giriyor. Sonra ne kadar koşsam da yetişemiyorum, yakalayamıyorum hayatı. Ama bu kez daha iyi bir nedeni de var Fil Uçuşu yazılarının aksamasının. Yeni bir tasarım gibi bir düşünce diyelim… Ne zamana tamamlanır bilmiyorum…

30 Haz: Yazamamak

Dilerim kimse bu söyleyeceklerimi “yazdıklarını önemseyen birinin” gevezelikleri olarak almaz. Alırsa da diyecek bir şey yok. Çünkü meselem -biraz da- bu algıyla ilgili. Yazabilene alkış tutarım. Önünde saygıyla eğilirim. Ama dünyanın şu ruh halinde tek satır bile yazasım yok. Yazmak, benim için, her şeyden önce kişisel bir iyileşme ve anlama yolu. Ama artık yazarak iyileşemiyorum ve yazarak anlayamıyorum. Bunu -geçici- bir yazar kilitlenmesi, hatta paniği olarak değerlendirenler de olabilir. Saygı duyarım. Ama bu cepheden bakınca durum -ve değerlendirme- farklı. Biliyorum;…

nabokov-car

06 May: Yazarken “soğukkanlı” olabilmek…

Yazıyla olan ilişkim üstünden günlük hayatımı nasıl düzenlediğim sorulduğunda sadece defterlerden ve kalemlerden söz etmem garip gelebilir. Ama oturduğum yerden, yazdığım an’a bakınca, sahne ışıklarının en çok onları aydınlattığını görüyorum. “Sabahları erken kalkar, hafif bir kahvaltının ardından, günlük gazeteleri okur, yürüyüşe çıkar sonrasında da…” diyemem; yok böyle bir şey. Ya da “Gecenin geç zamana kadar yazar, gün ağarırken…” diyemem; bu da tam anlamıyla doğru olmaz. Yazmanın zamanı yok benim için. (Evet, geceleri tercih ederim ama bu değişmez bir kural değildir.)…

684319_2

26 Oca: Okurların yüreğinden su gibi fışkıran bir İpekli Mendil

İpekli Mendil. Uzun süren bir yolculuk ve sonrası… Fil Uçuşu’nda İpekli Mendil ile ilgili bir yazıya yer vermedim. Oysa, bu blogun da kitabın oluşumuna katkısı var. Sarnıç Öykü’nün şu anda raflarda olan sayısında, İpekli Mendil’e de yer verildi. Fil Uçuşu’na o yazıyı almak istedim. Çünkü İpekli Mendil ‘i hazırlayanların cümleleri var burada. İşte Sati Faik’e saygılarımla diye başladığım o yazı ve kitabı hazırlayanların görüşleri… İçinde öyküler olan bir sözlük: Okumayı, öyküleri sevenler için, içinden mutluluk geçen bir sahil kasabası demek….

13 Tem: “Kastırsan roman olur!”

radikal.com.tr’de 2 Temmuz 2014 tarihinde yayımlanan yazım. Kalemi kıvrak dostumuz Bağış Erten, Radikal Kitap’ın yeni yolculuğunun ilk sayısında, dudağa tebessüm oturtan bir yazı yazmış: “Tatile asla götürülmeyecek kitaplar”. Yıllardır bütün gazetelerin, dergilerin bıkmadan usanmadan yaptıkları “Tatile giderken hangi kitaplar götürülür?” listesine tersten bir bakış. Baştan söyleyeyim, bu soruyu da, bu listeleri de sevmem. Ne götüreceksen götür kardeşim, okumaya isteğin varsa okursun. Bağış Erten’in dediği gibi “küçük burjuva büyük tatilinde” fotoğrafında bir olmazsa olmaz olarak görüyorsan kitabı sen bilirsin. O zaman…

13 Tem: Yazmak: Bir kol saati

Bir süredir Fil Uçuşu‘na istediğim sıklıkta yazamıyorum. Çeşitli nedenleri var elbette. Ama kendimi bildim bileli, öylesi nedenlerin arkasına sığınmayı sevmemişimdir. Bir konudaki ‘süreklilik’ sekteye uğradığında, kendimi sorgularım. Bir çeşit tembellik hali olarak değerlendiririm durumumu. Bundan kurtulmanın yolunun da daha çok çalışmak olduğuna inanırım. Ama bir başka açısı da var bu durumun. Aklına gelen her şeyi yazan biri olmak da istemem. Bir tür yazı gevezeliğiyle, okuyanları yormaktan da korkarım açıkçası. İşte bu tahterevallinin bir o ucunda, bir bu ucunda inip kalkıyor…

images

31 Mar: Zadie Smith’ten Yazarlık Kanunları

Yazarlar arada bir “yazmak”la ilgili olmazsa olmazlarını kurallar-kanunlar halinde sıralamayı sever. Hem yazmak isteyenlere öneridir bu listeler hem de kendilerinin yazıya bakışı açısından küçük notlar. Ben de bu notları okumayı özellikle sevenlerdenim. Zadie Smith‘in kanunları daha önce dergilerde yayımlandı. Hatta açıkçası Fil Uçuşu’nda da paylaşmış olabilirim. Paylaşmadıysam ilk olsun, paylaştıysam tekrar için affola. İşte Zadie Smith’in on maddelik listesi: 1. Henüz çocukken çok kitap okuyun. Okumaya yaptığınız diğer şeylerden daha fazla zaman ayırın.   2. Büyüdüğünüz zamansa kendi yazdıklarınızı bir…

03 Mar: “Bu bir pipo değildir!”

Aynaya bakıyorum, kimim ben (…), ölümle yüz yüze geldiğimde, nasıl davranacağımı bilmek istiyorum. Tenim korkabilir, ben korkmuyorum.   En çok bu cümlelerden etkilendiğini yazmışsın. Bütünden çekip çıkardığın bir parçayı kişiselleştirme, kendine özel kılma isteğini anlayabiliyorum. Bütünü bir kenara koyup cümleleri birbirleriyle yarıştırmak, birini diğerinin önüne geçirmek, birinci gelenin hangisi olduğunu diğerlerine göstermek istercesine altı çizili cümleler yaratmak, oyunumuzun en heyecanlandırıcı yönlerinden biri. Evet, birbirimize yeniden kurallarını anlatmadan oynayabileceğimiz bir oyunumuz var; okumak. İşin keyifli yanı, ebeleyen-ebelenen, yenen-yenilen, kazanan-kaybeden olmadan oynanabilen,…

23388

15 Eki: Yazamamak

* Günlüğünü kendiliğinden üçüncü şahıs olarak tutan Bay Rüya, bu yolla kendi davranışlarını daha iyi yargılayabileceğinin ve bunun ötesinde şurada burada kendisini birinci şahısken olduğundan biraz farklı göstererek ifadelerini baharatlandırdığının farkına varır. Sadece bu baharatın sunulan yemeğin tadını mı kaçıracağını, yoksa tadı tuzu mu olacağını bilmek gerekir. Yıllar önce İletişim Yayınları’nın arkası gelmeyen minik kitaplarından birinde, Robert Pinget imzalı “Yazamamak”ta okuduğum bu satırlar sıklıkla aklıma gelir. Yazmak-yazamamak ekseninde fragmanlardan, notlardan, iç döküşlerden ve hatta korkusuzca sabuklamalardan mürekkep kitabın bu satırları,…