Söyleşi

miz

12 Eyl: YKY yenilenen binasında, 20 Eylül’de siftah atacağız

20 Eylül Çarşamba günü saat 18.30‘da Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık‘ın, Beyoğlu konusundaki umutlarımızı yeşerten yenilediği binasında özel bir buluşma var. Özel derken bir klişeye yenik düşmüyorum. Fil Uçuşu’nu takip edenler Levent Gönenç ve Levent Cantek ile olan dostluğumu biliyorlar. Şimdi bu iki muhteşem adamla, bu yıl yayımlanan “Muhalefet Defteri” kitapları çerçevesinde bir sohbet gerçekleştireceğiz. O kitaptan gireceğiz, günümüzde mizah ne durumda diye soluklanıp, dergilerin batma-çıkma hikayelerine kadar uzanacağız. Daha doğrusu ben soracağım, onlar anlatacak. Bildiğim kadarıyla “Loca” bölümünde yapılacak bu sohbet, binada gerçekleştirilecek ilk sohbet etkinliği. İlk’ler önemlidir, değerlidir. Gönenç, Cantek…

21 Nis: Geveze miyim?

Fil’m Hafızası kısa süre önce benimle bir söyleşi yaptı. Daha doğrusu bu çok iyi bilinen sinema ve kültür portalında yayımlanmak üzere Atakan Özkan benimle bir söyleşi yaptı. Bu yıl içinde yaptığım en özel söyleşilerden biriydi açıkçası. Diğerlerinden de söz ederim sonra. Önce Atakan Özkan’la yaptığımız söyleşinin tamamını merak edenler için şuraya bir link bırakayım: “Önce İyi Bir Okur Olmak” Bu söyleşiden Atakan’ın bir sorusunu Fil Uçuşu’na almak istedim.  Özellikle YouTube üzerinden yaptığım Noktalı Virgül programını izleyenlerin çoğu “geveze” olduğumu söyler….

fazılSAY008cc

15 Mar: Fazıl Say: Müzik ‘benim göğe bakma durağı’m

1970ler Ankara’sı. Tavukçu Lokantası. Yedi-sekiz yaşlarındasın. Baban Ahmet Say ve onun şair arkadaşlarıyla aynı masadasın. Cemal Süreya, Metin Altıok ve daha nice büyük isim. O yıllar, o masalar sende nasıl anılar bıraktı? Annemle babam ben beş yaşındayken ayrıldı. Annem İstanbul’a gittiğinden babamla yaşıyordum. Piyanoya yeni başlamıştım. 1976’da babam, “Türkiye Yazıları” dergisini çıkarttı. Tirajı 8000-9000 civarındaydı, bugüne göre muazzamdı. Ankara- Kızılay’da, Sakarya’da derginin dört metrekarelik bir ofisi vardı. Yazarlar içeri sığamadıkları için kapı hep açıktı. Ofisin hemen yakınında Tavukçu Lokantası vardı,…

30 Eki: Çalıştığım yerden gelen sorular!

“Bir de Baktım Yoksun” adlı kitabımın tümüyle baba-oğul meselesi üstünden değerlendirilmesi tuhaf olsa da anlaşılır bir şey. Kitaptaki bütün öyküler bu konu üstünde yoğunlaşmıyor ama net bir bilgi var; kitap yayınlandıktan sonra verdiğim söyleşilerde bu kitabın yazılma sürecini, kendi babamı kaybedişimi tüm samimiyetimle paylaşmaya çalıştım. Paylaşarak acımı hafifletmek ve ölümü anlayabilmek istedim belki de, neyse… Ama sonunda okura -ve gazetecilere- en çok istedikleri şeyi vermiş oldum; “kitabın içinde gerçeklik var.” Oysa hep söylediğim gibi, gerçek dünyanın kurmaca dünyaya transfer edildiği bir alanda…