Sinema

Fantasturka2014

23 Kas: En kült festival, Fantasturka Film Festivali!

Ankara Kısa Filmciler Derneği tarafından, 12- 14 Aralık 2014 tarihleri arasında İstanbul/Kadıköy- Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde 18- 21 Aralık 2014 tarihleri arasında Ankara/ Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde üçüncüsü düzenlenecek olan, Türkiye’nin en kült festivali Fantasturka Film Festivali‘nin programını paylaşmalı. Bu yıl 12 filmin yer alacağı gösterim programı; 1953- 2014 yılları arasında çekilen filmleri kapsayacakmış. Filmler şöyle:  Atını Seven Kovboy (Aram Gülyüz- 1974) Dabbe / Zehr-i Cin (Hasan Karacadağ-2014) Drakula İstanbul’da (Mehmet Muhtar-1953) Dünyayı Kurtaran Adam (Çetin İnanç-1982) Kara Murat Şeyh Gaffar’a Karşı…

des-e_toiles-de-dyana-gaye-affiche

23 Kas: Vicdanımız kurtaracak mı bizi?

4.Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali’nin Uluslararası Altın Terazi Uzun Metraj Film Yarışması’nda en iyi film ödülü dün sahibini buldu. Dyana Gaye’nin yönettiği Fransa-Belçika-Senegal ortak yapımı olan “Yıldızlar Altında/Under The Starry Sky” adlı film yarışmada en iyi film ödülüne değer görüldü. 1975 doğumlu Senegalli bir yönetmenin elinden çıkan film, üç ayrı coğrafyada geçen sarsıcı bir hikayeyle buluşturuyor izleyenleri. Yurdundan uzak kalanların yeni bir hayat kurmak konusundaki çaresiz bocalamalarıyla, yurdunda köksüz kalanların hayata tutunma çabaları sert bir dille kesişiyor. Yerel oyuncularla…

ingmar_bergman_01

31 Tem: O esnada başka bir yerde…

…Ingmar Bergman, ‘Yaban Çilekleri’ filminin çekimleri sırasında düşünmektedir. Ingmar Bergman (14 Temmuz 1918 – 30 Temmuz 2007) Bergman’ı birkaç cümleyle anlatmak olanaksız. İkinci Dünya Savaşı sonrasında, insanlığın içine düştüğü durum için “Bizi ancak utanmak kurtarır,” diyen bir büyük düşünür. “Büyülü Fener” mutlaka okunması gereken bir kitap.

250_23565_altyazi-sayi-140-haziran-2014-kapak-1jpg-1

30 Tem: Vicdan

Radikal gazetesinde 11 Haziran 2014 tarihinde yayımlanan yazı. Artık hepsinin adını ezbere biliyoruz. Uzak akrabaların adını hatırlamakta zorluk çeken büyükanneler “Ali İsmail,” deyince derin derin iç geçiriyor. “Ne işi varmış sokaklarda, uslu uslu otursun evinde,” diyenler bile, tekmelerle öldürülmüş bir delikanlının, bir fotoğrafa hapsolmuş gülüşü karşısında susup kalıyorlar. Ethem, Ahmet, Berkin ve diğerleri… İktidarların ölümleri rakamlarla ifade etme tutkusundan sıyrılıp adlarıyla yaşıyorlar hafızalarımızda. Ben Bir Slogan Buldum: Annem Benim Yanımda belgeselini izlerken “otur oturduğun yerde”ci ve “çık sokağa, yürü ön…

Unknown-1

30 Tem: Yumruk

Radikal gazetesinde 4 Haziran 2014 tarihinde yayımlanan yazı. Herkes fotoğrafa kilitlendi. Otuz iki yıl sonra Yılmaz Güney’in yumruğunu yeniden havada görmek, Fransa’dan Türkiye’ye heyecanlı rüzgarlar estirdi. Ama ufak bir şüphe de vardı: Nuri Bilge Ceylan gerçekten Yılmaz Güney’e selam mı göndermek istemişti, yoksa sadece foto muhabirlerinin “Lütfen yumruğunuzu şöyle kaldırır mısınız?” ricasını kıramadığı için mi vermişti o pozu? Gerçeği bilemezdik çünkü bu bilgiyi bize olay yerinden aktaracak kimse yoktu. Aynı şüpheci tavır teşekkür konuşması için de geçerliydi. Nuri Bilge Ceylan,…

images-1-2

21 May: Kış Uykusu: İnsan ruhunun her köşesi

Cannes Film Festivali’nde Haluk Bilginer Nuri Bilge Ceylan’a rakip Yakılmış andızlar. Başıboş dolaşan yılkı atları. Kadim bir coğrafya. Yakılmış bir üretkenliğin içinde artık görkemli günlerinden uzak yılkı atları gibi dolaşan orta yaşı geride bırakmış tiyatro oyuncusu Aydın. Kapadokya’da Othello Otel. Tiyatronun tozu artık sadece babadan kalma zenginliğin getirdiği otelin adında kalmış. Bir de kibirli bir gülümsemede. Nuri Bilge Ceylan ve Ebru Ceylan, “Kış Uykusu”nun insan ruhunun her köşesine gitmek arzusunu replik replik hissettiren senaryolarında Dostoyevski ile Shakespeare’e ve en çok…

gunduz-guzeli_avatar-1

06 May: Gündüz Güzeli: Edebiyatla sinemanın kesişme noktası

Joseph Kessel’in romanı, bir cerrahla evli genç ve güzel Severine’in kocasına duyduğu aşka rağmen tensel haz arayışı içinde gündüzleri lüks bir randevuevinde fahişe, akşamları ise sevgi dolu bir eş olarak sürdürdüğü çifte yaşamının beklenmedik bir karşılaşma sonrasında altüst olmasının hikayesini konu alıyor. “Alışılmış ahlaka, geleneksel hayallere, duygusalcılığa, toplumun tüm ahlaksal pisliğine karşıyım. Burjuva ahlakı, benim için ahlakın tersidir, çünkü ters kurumlar üstüne kuruludur: Din, vatan, aile ve toplumun diğer temel direkleri…”   Joseph Kessel’in son noktasını 20 Şubat 1928’de Davos’ta…

12 Oca: Altın Küreleri kimler kazanır?

Altın Küre Ödülleri sahiplerini bulacak. Aslında bir süre önce başladı ama bu ödüllerle birlikte “ödül mevsimi konuşmaları” da başlamış olacak. Oscar’ların verileceği geceye herkes donanımlı bir şekilde ulaşacak. Sektörün acar oyuncuları, bu süre içinde hangi filmleri konuşmamız gerektiğine çoktan karar vermiş olacak. İnsanlar “Ben şu filmciyim, ben bu filmciyim,” diye ikiye ayrılacak. Yarış heyecanı herkesin damarlarına zerk edilecek. Adı anılan filmlerin dışında bir yıllık üretimden geriye bir şey kalmamış gibi davranılacak. Falan filan… Paragrafı uzatmak olası. Ama gereksiz. Sektör dediğinizde…

unnamed

03 Oca: Balkan Sineması: Alevler İçinde Sinema

Agora Kitaplığı, uzun süredir bir “sinema kütüphanesi” oluşturma yolunda önemli kitaplar yayımlıyor. Yetkin çevirilerle, kaçırılmayacak, kaynak kitaplar bunlar. Yayınevi bir süredir de “Ülkeler Sineması” adında özel bir seriyle, bu kütüphaneyi çoğaltıyor. Serideki Kürt Sineması, İran Sineması ve Filistin Sineması’ndan sonra şimdi de Balkan Sineması geldi. Dina Iordanova‘nın “Balkan Sineması – Alevler İçinde Sinema” isimli çalışmasının Burcu Erdoğan tarafından yapılmış çevirisi, Türkiye’de de çok konuşulan bir sinema ile ilgili önemli bilgiler, ipuçları veriyor. Gerçekten çok derinlikli bir çalışma.  Agora Kitaplığı’na bir…

Unknown-1-1

03 Oca: Schnitzler: Çağının ötesinde bir yazar

Adını sıklıkla duyduğum Arthur Schnitzler’i ilk kez Ölmek (Sterben) ile okumuş oldum. Yüz sayfayı bulmayan oylumuyla, rahatlıkla okunan bir novella. Ilık bir Mayıs gününde, huzurlu bir parkta, kitabını okuyarak Felix’i bekleyen Marie’nin görüntüsüyle açılan kitap, sonrasında bitmek bilmeyen bir huzursuzluğun resmini çiziyor. Tedirgin ve örtük konuşmalar kısa sürede, Marie’yi (ve biz okurları) acı gerçekle yüzleştiriyor. Felix’in ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğreniyoruz. Böylece Marie’nin (ve yine biz okurların) sayfalar boyunca taşımak zorunda kalacağı bir yükü omuzlamış oluyoruz. Üstelik yük giderek daha…