Öykü

19 Ağu: Yakında. Çok yakında.

Dünyanın midesi bulanıyor. Sonunda hepimizi kusacak. Hepimizi. Ayrım yapmadan. İnsan eli değen her yere bulaşmış kötülüğü temizlemekle uğraşmadan. Buna tahammülü yok artık. Bunca öfkeyi, bunca nefreti, bunca vahşeti taşıyacak hali kalmadı. Ağzından köpükler saçan insanlığı, o salyalarda boğacak. Öylesine yorduk ki dünyayı… Umut var mı? İsteyen “sevgi kelebeği” desin, isteyen salak… Bence her zaman umut var. Yaşamak hala ve her şeye rağmen güzel. Dünyanın yorgunluğunu alıp, onunla yeniden mutluluk sofrasına oturmak mümkün. Bu umutla oturuyorum her gün defterin başına. Yeniden….

909052

21 Nis: Necatigil’in Edebiyat Sevgisi

Aslında başlık farklı olabilir. Sadece edebiyat sevgisi demek yetersiz çünkü. Sevgi, inanç, çalışma azmi, hayat mücadelesi, paylaşmak, çoğaltmak… Daha başka şeyler de söylenebilir. İspanyol edebiyatının en önemli isimlerinden Miguel de Unamuno‘nun öyküleri Yaman Adam adıyla Can Yayınları’ndan yayımlandı. Hem de Behçet Necatigil‘in klasik çevirisiyle. Farklı bir önerim olacak… Kitabı ister alırsınız ister almazsınız. Ama ne olursa olsun, girin bir kitapçıya, alın kitabı elinize ve Ayşe Sarısayın‘ın “Genişletilmiş Yeni Baskı İçin Birkaç Söz” başlıklı giriş yazısını okuyun. Bu yazıda Necatigil’in 1947’de başlayan…

buzzati

23 Oca: Dino Buzzati ve içimizdeki canavar Colombre

Kanat Atkaya, 5 Kasım tarihli Hürriyet’teki köşesinde Colombre‘yi yazdı. Colombre… Dünyanın tüm denizlerindeki tüm denizcilerin en korktuğu yaratık. Kurnaz, korkunç, yılmak bilmeyen bir köpekbalığı. Kimsenin bilmediği bir nedenle kurbanını seçen, ömrü boyunca onun peşinden giden ve günü gelince onu ‘yutan’ bir canavar. Belki de yarattığı bu korku duygusuyla, kurbanının aklına ilk düştüğü gün zaten onu ‘yutmuş’ olan Colombre. Hepimiz sırtımızda bir Colombre’yle yaşıyoruz. Kendi canavarımızı kendimiz yaratıyoruz. Boş inançlarımızla, hırslarımızla, öfkemizle, sevgisizliğimize, nefretimizle… Dino Buzzati, bu kısacık öyküsünü İtalya’da faşizmin iyice…

29 Eki: Ayşe, Neşe / Her şey beşe!

Sesi böyle hafiften burun ucuna alıcan abi. Kendini duyurucan ama boğa gibi hönkürmeyecen. Şimdi nasıl anlatayım, şöyle düşün abi. Pencereye tünemişsin, bi bakıyosun aşağıdan manitan geçiyo. Manita demeyelim de şey gibi olmasın, yavuklun geçiyo. Yukarı bakması için n’aparsın, kendini duyurman lazım di mi? Böğürür müsün o durumda? Katiyetle. Fısıldamayla seslenme arası bir durum gerekir. Hani sanki aşk çağrısı. Anladın sen! Şimdi bu olayın aşksız halini düşün. Burada aşk çağrısı yapmaya kalkarsak, bütün orman başımıza çöker alimallah… Olaydan aşkı çıkarmak için…

popup

29 Eki: Raymond Carver: Sade ve karışık

Maryann Burk. John Gardner. Tess Gallagher. Gordon Lish. Edebiyat dünyasını uzmanlık düzeyinde takip edenler hariç, çoğu kişinin tanımadığı ya da artık hatırlamadığı isimler. Bu üç ismi aynı cümlede buluşturan ismi, hepimiz gayet iyi tanıyoruz ama: Raymond Carver. Bu yılın Oscar galibi filmi Birdman edebiyatseverler için özel bir anlam taşıyordu. Hani şu  Raymond Carver’ın mezar taşındaki dizelerin perdeye yansımasıyla başlayan film. “Peki elde ettin mi bu hayattan istediklerini yine de/ Ettim./ Peki ne istemiştin?/ Sevilen biri oldum diyebilmek,/ sevildiğimi hissedebilmek yeryüzünde.”…

20 Tem: Bir okuma listesi

Radikal Kitap, bayram seyahatinde yanımıza hangi kitapları alalım sorusunun peşine düştüğünde aşağıdaki listeyi yazmıştım. Bir de Fil Uçuşu‘nda paylaşayım dedim. Kavgam – Karl Ove Knausgaard Norveçli yazarın altı ciltlik “itiraf” metni tüm dünyada konuşuluyor. Buna değer mi yoksa sadece sansasyonel bir metin mi? Okuyun ve kendiniz karar verin. Yalan Yıllar – Can Kozanoğlu Hem ‘Acemi Eğitimi’nin devamını okumak isteyenlere hem de Kozanoğlu’nun samimi dilini özleyenlere. Diriliş – Stephen King Yazarın tutkunları için özel bir öneri cümlesine gerek yok. Ama yine…

Sarn_yk_

20 Tem: Sarnıç’a veda

Geç kalmış bir veda yazısı bu… Temmuz ayının başında yazılmalıydı. Sarnıç Öykü’nün veda ettiğini okuduğumda. Edebiyat dergilerinin ömrü vardır, bilirim. Böylesi tecrübelerim oldu, dergiciliğin nasıl dertli iş olduğunu yaşamış bir kişiyim. O yüzden şaşırmamak gerekiyor ama olmuyor işte. Yine de şaşırıyor, üzülüyor insan. Sarnıç Öykü de geldi geçti. Ocak-Şubat 2015 tarihli 21 numaralı sayısında, “İki Şiirin Arasında” ile beni kapağa taşmışlardı. Yazarın bir kitabının  merek altına alınmasının, her yönden çekiştirilip incelenmesinin değerini bilemezsiniz. ‘Boş yere öven’ değil, ‘inceleyen’ bir dergiydi…

Untitled

07 Mar: Aşk yedi deniz aşar isterse!

Uzak denizlerin balıkçıları iyi bilir bu hikayeyi. Yakışıklı kaptan dururken çelimsiz miçoya aşık olan kızın hikayesidir, kulaktan kulağa fısıldanır. Bir sır gibidir. Çevredeki bütün kadınların yüreğini hoplatan kaptan bir türlü kabullenememiş bu durumu. Nasıl olur da böyle güzeller güzeli bir kız bana değil de şu eğri büğrü miçoya gönül verir, diye düşünmekten başka iş yapmaz olmuş. Miçoyu gemiden atmış, zihninden atamamış. Öfke yiyip bitirmiş içini. Gemisini yönetemeyen, sevilmeyen bir adama dönüşmüş. O yakışıklı denizci gitmiş, bakışlarından kötülük akan bir canavar…

Karin_Karakasli

06 Mar: Üşür Ölümü Tadanlar

Karin Karakaşlı’nın öykülerini, sadece içerikleri açısından değerlendirmenin/konuşmanın  yanlış olacağını düşünüyorum. Elbette yakıcı ve kahredici bir dünyanın dinamikleri var karşımızda, bunun dışında cümleler kurmamız mümkün değil. (Kahredici sözü tam isabet, kahroluyor herkes.) Ancak, bu duygusal yoğunluğun, Karakaşlı’nın dil-anlatıcı-zaman-mekan kullanımındaki maharetini ikinci planda algılamamıza izin vermemeliyiz. Karin Karakaşlı bir dil ustası. Çokça kullanılan “mücevherci titizliği” benzetmesini yapmayacağım bu konuda. Çünkü “bir doktor kararlılığıyla” yatırıyor dili, edebiyatın ameliyat masasına. Bilinen sorudur; mesleği doktorluk olan devrimci, faşist cuntanın önde gelen ismi ölüm-kalım halinde ameliyat…