Öykü

10 Mar: Eskiz defterinden bir sayfa: 3M “Muasır Medeniyetler Mertebesi”

                  (…! Neredeysen, ne halde olursan ol, ister eksili zaman uzayında, ister artılı gönül zamanında süzülüyor ol, beni bu –parantez de dahil olmak üzere- söylediklerim için bağışla!) Lolita, Vladimir Nabokov Sıradan bir karttı. Sıradan mıydı? Ne önemi var? Bulurum birkaç güne kadar… (Birkaç gün mü, var mı o kadar zamanım?) Sıradan olsa da bulurum, olmasa da; ama böyle diyerek kafaları karıştırmaya gerek yok, çünkü sıradan bir kart arıyorum şu anda. Aramıyorum, nerede olduğunu biliyorum. (Kararlı olmak gerekiyor.) Kahverengi ceketimin cebindedir,…

06 Mar: “Oysa doğar doğmaz kulağıma fısıldamışlardı!”

      Adımı bilmiyorum ben. Elbette var bir adım. Çevremdekilerin beni çağırmalarına yarayan bir adım var. Var. Ama bilmiyorum ben. Biliyorum da, unutuyorum aslında. Pof diye bir ses çıkıyor, uçuyor aklımdan. Unutuyorum. Evet, evet en doğrusu böyle söylemek; unutuyorum. Karıştırıyorum. Kekeliyorum. Oysa adımı ezbere bilen birileri var, senin adın bu değil ki diyorlar; hemen gülümsüyorum onlara, şakalar yapıyorum, yalanlar söylüyorum, bahaneler uyduruyorum: göbek adım bu, diyorum göbeğime şap şap vurarak. Bir teyzem vardı, beni hep bu adla çağırırdı, diyorum olmayan bir…

04 Mar: O Mektup

     Adam bana bakıyor. Tam ayaklarımın arasında duran sırt çantamın ön gözünden sigara paketini almak için eğildiğim sırada fark ediyorum bana baktığını. Armuda benzeyen kafasının üstünde iki küçük nokta gibi duran mavi gözlerini benden ayırmıyor. Katlana katlana boynunu örten gerdanı, sarkık gözaltları, sıkıntıdan şişirilmiş gibi duran yanakları, gömleğinin düğmelerini geren bir göbeği var. Kısa kesilmiş kirpi saçları, griden beyaza dönüyor. Altmış yaşlarında olmalı, belki daha da fazla. Beyaz gömleği ve ütülü gri pantolonuyla uyumsuz, daha çok yeniyetmelerin ayağında görülen türden rengârenk…

books3

17 Şub: En Beğendiğiniz Kitap Adları

Çok sevdiğim kitap adları vardır. Kimileri yazarın kimileri çevirmenin başarısıdır. Hep düşünmüşümdür Gönülçelen Sallinger’in elbette ama bir parça da Adnan Benk’in değil mi? Ya da özgün adı Survivor olan Gösteri Peygamberi? Kendiliğinden güzel adlar vardır, çevirisiyle değerini kaybetmeyen; Onca Yoksulluk Varken (Romain Gary), Güzel Sanatların Bir Dalı Olarak Cinayet (Thomas De Quincey), Karanlığın Yüreği (Joseph Conrad), Ses Taklitçisi (Thomas Bernhard)… Uzar gider bu liste! Aslında Bernhard’ı her kitabının adını sevdiğim yazarlar listesine alabilirim. Nabokov gibi. Nabokov okumadan geçen yıl eksik…

14 Şub: Bir de Baktım Yoksun: Kaybetmek, Kaybolmak!

Ekim 2009’da yayımlanan kitabım Bir de Baktım Yoksun, 3.baskısını yaptı. Tam da Behçet Çelik’in Notos Öykü’deki eleştirisini okuduğum zamanda gelen yeni baskı haberine çok sevindim elbette. Kendi kitabıma olan ilginin ötesinde öyküye ilgi gösterilmesi memnun ediyor beni. (Yeri gelmişken iki yeni öykücüyü işaret etmek ve Yapı Kredi Yayınları’na bu kitaplar için teşekkür etmek isterim: Yalçın Tosun’dan “Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler” ile Kerem Işık’dan “Aslında Cennet de Yok”.) Yeni baskısıyla, Bir de Baktım Yoksun durağına bir daha gitmek istedim….

12 Şub: Okunmayanların Şarkısı

Okumadığı kitaplardan biriyim. Benimle aynı kaderi paylaşan çok sayıda kitap var, biliyorum. Dünyanın herhangi bir yerinde, herhangi bir kitapevinin-kütüphanenin rafında duran kitapları kastetmiyorum; onun kütüphanesinde okunmadan eskiyen kitaplarız biz. Yıllardır pinekliyorum bu raflarda, hangi kitapların benim gibi mutsuz olduğunu gayet iyi biliyorum. Arada bir yerlerimiz temizlik gibi nedenlerle değişse de birbirimizi gözden kaçırmıyoruz. Taşınmalardan pek hoşlanmıyoruz elbette; ev değiştirmek demek sakatlanan-kaybolan dostlar demek. Yeni gelenler heyecanla karşılanıyor, biraz sıkışıp yer açılıyor. Sonra onlar da beklemeye başlıyor. Sonsuzluk gibi bir bekleyiş…

metenga

10 Şub: 2010 Ubor Metenga Buluşmaları: Öyküler Katılımcılarını Bekliyor

22 Şubat 2010 Pazartesi günü saat 20:00’de İKSV’nin Deniz Palas’taki yeni binasının harika mekanı Salon’da Ayfer Tunç ve Murat Gülsoy’la bir edebiyat etkinliği gerçekleştireceğiz. Etkinliğin tanıtım bülteninde şöyle deniyor: “2009’da Can Yayınları tarafından başlatılan ve bu yıl Salon’da devam edecek Can Yayınları 2010 Ubor Metenga Buluşmaları‘nda üç öykü ustası, her ay farklı bir İstanbul öyküsünü çözümleyecek. İlk yapıt, edebiyatımızın büyük isimlerinden Ahmet Hamdi Tanpınar‘ın “Acıbadem’deki Köşk” adlı öyküsü.” Her şey güzel de nedir bu Ubor Metenga buluşmaları diyenler olabilir. Gerçekten…

boule1

23 Oca: Bir çizgi-romanda Maupassant okumak: Yağ Tulumu

1870. Fransa’da III.Napoleon dönemi. Diğer yanda Bismark güçlü bir Alman federasyonu oluşturmaya çalışıyor. Karşılıklı diplomatik oyunlar sonucu Fransa kendi felaketine imza atıyor ve Prusya’ya savaş açıyor. III. Napoelon’un teslim olması ve Prusya’nın istilası ile sonuçlanacak bir savaş. Bu istila sürecinde bir atlı araba, kentin on sakinini Rouen’den, Havre’a kaçırmak için yola çıkıyor. Arabadaki dokuz kişi burjuvaziyi, orta sınıf ahlakını, kaypak bir vatanseverliği, ikiyüzlü bir demokratlığı temsil eden insanlar; tüccar Loiseau ailesi, iplik fabrikası sahibi Carré-Lamadon’lar, Bréville Kontu ve eşi, iki…

Platonov

04 Oca: Platonov’un öyküleri: “Dönüş”

Andrey Platonov’un hayat hikayesinde en çok ilgimi çeken nokta ölümü oldu: “Zorunlu çalışma kampından dönen oğlundan kaptığı tüberkülozun ilerlemesi sonucu 1951 yılında öldü.” Devrimin dinamikleri içinde inişlerle-çıkışlarla geçen bir hayatın hazin sonu. Oğlunun akıbeti elbette merak konusu… Platonov’un “İnek” isimli öyküsünde, bir başka oğlun, demiryolu bekçisinin ilkokul öğrencisi oğlu Vasya Rubstov’un, çocukluktan ergenliğe hatta erkekliğe geçiş sürecini okuyoruz. İki dünya ortasında bir noktada Vasya: Bir tarafta buzağısı hastalanan inekleriyle yaşadığı içedönük dünya, diğer tarafta trenle-teknolojiyle-trenin gittiği coğrafyalarla vücut bulan dışadönük…