Ot

28152691_423763868060170_5282951924612595712_n

19 Mar: Levent’in “Göz Hakkı”

Levent’le dostluğumuzun temelinde “farklılık” vardır aslında. Şöyle ki… Levent’le bir bahçenin yanından geçtiğimizi düşünürüm hep. Kocaman bir bahçe ve tam ortasında güzelliğiyle insanı davet eden bir ağaç. Kimi zaman meyveli, kimi zaman kurumuş… Bu bahçenin duvarla çevrili olduğunu da düşünelim. Belki de belimize kadar gelen bir duvar. Bahçeyi görmemizi engellemiyor. Ama bir çeşit “Giriş Yasak” hali var ortada. Ağacı görüyoruz, meyvelerini seçebiliyoruz, hatta belki hafif rüzgarda yapraklarının hışırtısını duyabiliyoruz. Ama bir hamlede üstünden atayabileceğimizi bildiğimiz bir engel var ortada. Bir…

29 Eki: Ayşe, Neşe / Her şey beşe!

Sesi böyle hafiften burun ucuna alıcan abi. Kendini duyurucan ama boğa gibi hönkürmeyecen. Şimdi nasıl anlatayım, şöyle düşün abi. Pencereye tünemişsin, bi bakıyosun aşağıdan manitan geçiyo. Manita demeyelim de şey gibi olmasın, yavuklun geçiyo. Yukarı bakması için n’aparsın, kendini duyurman lazım di mi? Böğürür müsün o durumda? Katiyetle. Fısıldamayla seslenme arası bir durum gerekir. Hani sanki aşk çağrısı. Anladın sen! Şimdi bu olayın aşksız halini düşün. Burada aşk çağrısı yapmaya kalkarsak, bütün orman başımıza çöker alimallah… Olaydan aşkı çıkarmak için…

viewer

08 Eyl: Factotum

Charles Bukowski’ye selam olsun… Denize varana kadar gökyüzünü seyrettim. İhtiyar’ın kamyonetinin arkasında on altı saatlik bir yolculuk. Sarsıntıdan götüm çürüdü. İki kere mola verdik. Bana kalsa gerek yoktu ama İhtiyar “Ben senin gibi malı çıkarıp yola salamıyorum,” dedi. Adamın işemesine de karışacak halim yok ya. İlk molada bir ağacı suladık. İkincisinde hem kamyoneti hem de kendimizi mazotladık. Babadan kalma mukavva bavulun bir yerlerinde yolluk bulundururum mutlaka. En az bir şişe. Neşeli olduğum vakitlerde ‘her ihtimale karşı şişesi’ koymuştum adını, yakışır….

13 Tem: Şehrin silueti değişiyordu ve üçümüz de Tülin Özen’i seviyorduk

Diz çökmüş, elimizdeki bardakları duvara dayamış yan odayı dinliyorduk. Bir şeyler mırıldanıyordu Tülin Özen. Belki bir oyunun repliklerini ezberliyor, belki bir filmin senaryosu üstünde çalışıyordu. Sadece yüksek sesle kitap okuyordu belki de. Söylediklerinin üçümüz için de önemi yokmuş gibi davranıyorduk ama gerçeği söylemek gerekirse, ölesiye merak ediyorduk. Gerçeği söylemek gerekirse diyenlere inanmayın ve çıkarın kayıtlardan bu sözümü. Hesap vermeden gerçeği söylemeye başlayalı çok oldu çünkü. Duyduğum kesik seslerden, yarım cümlelerden ne dediğini anlamaya çalıştım; başaramadım. Diğer ikisine baktım yan gözle,…

12 Tem: Haziran, Vian

“Öylesine cevapsız bir keder ki bu, öfkemi büyütmekten başka işe yaramıyor artık.” Bir anda dökülüverdi bu söz ağzından. Hatta ilk anda kendi sesini bile tanımadı. Kafedeki masalar dip dibeydi. Yan masadaki adamın bu cümleyi duymaması olanaksızdı. Önlerinden geçen yaşlı kadından gözlerini ayırmadan “Cevapsız keder yoktur,” dedi. Böyle bir sohbete girişmek için fırsat kolluyormuş gibiydi ikisi de. Güneşin ısıttığı tenha sokağa bakarak şaraplarını yudumlamaları, bu düşünceli halleri falan bahaneydi aslında. Beklenen olmuş, zihinden firar eden bir söz sohbetin fitilini yakmıştı bile….