Kitap

11 Kas: Kitap önermek…

Kitap önermeyi severim. Aslında en güzeli tanıdığın, okuma zevkini bildiğin bir insana, bir arkadaşına kitap önermektir. Daha da güzeli, o kişinin de sana “Falanca kitabı mutlaka oku,” demesidir. Merkezinde bir kitabın olduğu sohbetin tadına doyum olmaz. Kitap önermek, kişisel bir beğeninin yansımasıdır. Önerdiğiniz kitap, bir okur için “harika” olabilir bir diğer okur için “vasat”. Önerdiğim bir kitabı “memnuniyetsizlikle” karşılayanlar olduğunda üzülmem. Aksine, bu memnuniyetsizliği, o okurun kendi yolunu bulması için değerli bir adım olarak görürüm. Twitter ortamını daha aktif kullandığım…

26 Eki: Sonunda bitti…

Bu cümleyi ilk olarak Fil Uçuşu’na yazmak istiyordum. Kısa süre önce ufaktan hissettirdim ama net bir cümle olarak yazmak için bugünü bekledim. Sonunda ima etmeden, lafı dolandırmadan, net bir şekilde yazıyorum işte. Yeni kitabımı bitirdim. Böyle bir cümle kurmam, bunu buraya yazmak için beklemem falan fazlasıyla romantik gelebilir kimilerine. Haklılar. Ben de başka birinin kaleminden okusam, gülüp geçebilirim. “Yazmış bitirmişsin, vedalaş da gerisine okur karar versin,” diyebilirim. Sanki bütün okurlar böyle bir haberi bekliyormuş gibi duygusal havalara girilmesine kızabilirim. Ama…

c11

08 Ara: Grafik-roman tutkunlarına bir liste

Bir tarafta “The Sculptor” gibi zamanında alamadığım için geç kaldıklarım var, bir tarafta Tezuka’nın “Buddha” serisi gibi uzun süredir kütüphaneden oturup sırasını bekleyenler. Bir tarafta yılın en iyilerinden “Boundless” duruyor, bir tarafta tutkunu olduğum Lemire’in “The Underwater Welder”ı. Sonunda şöyle bir karar verdim: Aralık ayında sadece grafik roman okuyacağım. Bu bir aylık özel zaman bile, okumak istediklerimi bitirmeme yetmeyecek. Üstelik yakın zamanda alacaklarım da var. Ama olsun, en azından gittikçe yükselen kitap kulelerini biraz olsun azaltırım. Geçenlerde twitter’dan öneriler istedim….

metis

05 Kas: Metis Yayınları ailesi ve mutluluk

Kitap Fuarı başladı. TÜYAP tarafından düzenlenen fuardan söz ediyorum. Hani, Beylükdüzü’nde yapıldığı için bir türlü şakayla adı anılan fuar. Bu konuya girmeyeceğim. Bu yıl fuara 5 kitaplık bir liste ile gitmeyi kafama koymuştum. İki kitap özellikle önemliydi benim için: Taksitle Ölüm (Lois-Ferdinand Celine) ve Dolambaç (Gerbrand Bakker). Bu iki kitabı ve listenin diğer üç kitabını da aldıktan sonra, duracaktım. Başka kitap almayacaktım. Kısa süre önce yeniden okumaya başladığım üç yazara gerektiğince zaman ayırabilmek için başka kitaplarla aşk yaşamayacaktım. (Evet, bir…

kit0

24 Tem: “Muhalefet Defteri”ni okuyunuz!

Levent Cantek ile Levent Gönenç’in ortak imzasını taşıyan “Muhalefet Defteri: Türkiye’de Mizah Dergileri ve Karikatür” YKY etiketiyle raflara çıktı. Her iki isim de eski arkadaşım. Gönenç için eski arkadaş demem hafif kaçabilir; 44 yıldır tanışıyoruz. Bu çalışmanın öncüllerinden, makalelerden, ayrı ayrı yaptıkları yayınlardan haberim vardı. Hatta makalelerin kimini okumuştum. Ama ikilinin gözden geçirip genişlettiği, birbirlerine sağlam dikişlerle tutturduğu bölümleri bir bütün olarak okuyunca iş değişiyor. Cantek ve Gönenç’in çalışması son zamanlarda okuduğum en iyi sivil tarih kaydı. Öznesi ile arasındaki…

0001701639001-1

23 Haz: Telef: Bir Cumartesi Anneleri ağıdı

Attilâ Şenkon ile Ocak ayının sonunda Ankara’da sohbet ettik. CerModern’in o harika kafesinde. Bir etkinlik için oradaydım. Attilâ erkenden gelmiş, sohbet süresinden çalmak istememiş.Hayattan, işlerden, okuduklarımızdan, yaşadıklarımızdan konuştuk. Güzel haberi de o sohbet sırasında verdi. “Yeni kitap geliyor,” dedi, “İletişim’den…” “Adı ne?” dedim. “Telef” dedi. Telef, sonunda raflarda. O gün, her daim yanında ve her daim dolu olan çantasından çıkarmıştı dosyayı Attilâ. O da, benim gibi, dosyayı yayınevine mail ile göndermeyi başaramıyormuş hâlâ. “Mutlaka çıktısını alıyorum, ciltletiyorum, öbür türlüsü içime…

orada-bir-yerde2CmgyEWXy5Jkeai4j8lnmryQ

21 Haz: Engin Türkgeldi: Orada Bir Yerde

Belirsiz coğrafyalarda dolaşmayı, bu coğrafyaları “şimdiki zaman” dilinden aktarmayı çok iyi biliyor Engin Türkgeldi. Zamanı öyle ustaca kullanıyor ki, yavaşlatıp-hızlandırdığı anlar arasında okurunda geniş düşünce alanları bırakıyor. Mükemmel Bir Gülüş öyküsünde şöyle diyor: “Düşüşüm öyle yavaştı ki, bedenim hiç toprağa kavuşmayacak sandım.” Bu “uzayan zaman”, düşmekte olan bütün karakterlerinin-anlatıcılarının ortak yazgısı sanki. Biz okurları da, o yazgıya mecbur bırakıyor. Dünyanın hangi zamanında yaşarsak yaşayalım, bitmeyen bir düşüşün ortağıyız belki de. Kitapların arka kapak yazıları, kimi zaman abartılı kimi zaman da…

2001_eski_turkiye

18 Haz: “2001 Eski Türkiye’nin Son Yılı” ve Odaklanmak

Mirgün Cabas’ın kitabı çoğu gazetecinin, çoktan unuttuğu bir olguyu “yeniden” keşfediyor: Odaklanmayı. Habere, zamana, içeriğe odaklanmak ve bunun üstünden bir düşünce alanı yaratmak. Odaklanılan meseleyi analiz edebilmek için okuyana alan yaratmak. Bu analizi, farklı bakış açılarıyla çoğaltmak. Farklı bakış açılarının, o odaktan kaçmasına izin vermemek. Bir döneme, o dönemin aktörlerinin gözünden bakarken “zaman kayması” yaratılmasına engel olacak sorularla, doğru gazetecilik yapmak. Sözünü ettiğim kitabı çok kişi biliyor artık: “2001 – Eski Türkiye’nin Son Yılı” Pastaya çilek koymaya çalışmayan, içeriğini-derdini ve…

Ekran-Resmi-2017-06-05-10.55.09

14 Haz: Avucumda Çimen İzi

Dilek Türker, Avucumda Çimen İzi ile geldi. İlk kitap. Öyküler. Bu kitaptaki öykülerin bazılarının yazılma sürecine tanık oldum. Tanıdığım ilk gün Dilek Türker’in öyküde karar kılacağını, direteceğini ve ısrarla üstüne gideceğini anlamıştım. Bu kararlı hali son on yılda adını duyduğumuz birçok öykücüde görüyorum. Köşe başlarını romancılar tutsa da, geri adım atmaz öykünün emekçileri. Bak, kendimi tutamıyorum yine. Sloganlar falan yazmaya başladım. Öykü sevgisi kontrolü kaybettiriyor tabii. Oysa Dilek, böyle sloganları-büyük lafları sevmez. Nereden biliyorsun, diyeceksiniz. Az sayılmayacak bir süre aynı…

0001697073001-1

12 Haz: Gelecek Daha Güzel Günler mi Getirecek?

Bir konunun iki ucundan tutmak, iki farklı bakış açısını aynı masada buluşturmak her şeyden önce bir iletişim edebi gerektiriyor. Öğretim sistemimizde kendisine bir ‘arena sporu’ olarak yer bulabilen münazaraların günümüzdeki karşılığı televizyonlardaki tartışma programları. Konuşmacının bilgisinden, düşünce sisteminden, tezinden çok neyi nasıl söylediğinin önemsendiği bu programlarda moderatör çaresizlik içinde sağa sola laf yetiştirir ve giderek bu da “gösterinin” bir parçası haline gelir. Konuşmacıların rolü de bellidir: “Bir avuç iktidar için” yola çıkıp “iyi, kötü ve çirkin”i oynamak. Kanada’nın önde gelen…