Günlük

15 Nis: Gri bölgede kaybolmamak

Bir dostla karşılaştık. “Seven tam seviyor seni, nefret eden de tam nefret ediyor. Aralarda dolaşmıyorsun. Tam benim kafama göresin yani,” dedi. Gülüştük. “Gri bölgede kaybolmamak iyidir,” dedim. Hayatta ne zaman “evet”, ne zaman “hayır” diyeceğini bilmek iyidir. Başka nasıl insan oluruz ki?

1ad86-adorno

20 Eki: Özgürlük

Adorno’nun bir sözü günlerdir düşündürüyor. “Gerçeklikteki koşulları çoktan belirlenmiş olan bir durumda özgürlük boş bir iddiaya dönüşür.” Bağlamından koparmadan, her açısından bakmak gerekiyor bu cümleye. Özgürlük kavramını böylesine çok ve böylesine tedirgin konuştuğumuz günümüzde Adorno’nun cümlesi zihin açıcı. Özgürlük, birileri tarafından tanımlanabilen ve bu tanımın gerçeklikteki koşulları belirlenebilen bir konu değil. Kelime anlamıyla bile sınırları olmamalı. Çünkü o sınırlar kavramın kendisiyle ters düşmesine neden oluyor. “Tanımlanmış özgürlük”. Oksimoron. “Gerçekleşmiş özgürlük”. Oksimoron. Bütün bunlar özgürlüğün biricikliği noktasına gidiyor. Ama bir kavramın…

erdal-oz

30 Tem: Edebiyat, insan ayıklar

Sanatın, edebiyatın insan ayıklayan bir yanı da var sanki. Erdal Öz’e ait bir cümle bu. 15 Eylül 1956’da yazmış. Günlüğüne. 21 yaşındayken. Sanata ilgisiz kişilerin dostluklarını da sevmiyorum, diye başlamış o tarihteki notlarına. Çok düşünmüşümdür bunu. Benzer bir bakış açım var dostluklarımda. Sanata ilgisiz insanlarla sohbetlerimde, dostluklarımda bir tıkanıklık olur her daim. Sıkılırım. Bir noktadan sonra ben de sıkıcı bir adam dönüşürüm. Bir tiyatro oyununa, el yapımı bir bibloya, oynak bir türküye, başucu kitabı olmuş bir romana, sokak ressamının boyadığı…

18 Ağu: Televizyonculuğu özlemek… Mümkün mü?

Televizyonculuk tuhaf bir iş. Başladığınız programın daha ikinci haftasında, eğer işler iyi gidiyorsa (yani programınız izleniyor ve yöneticiler tarafından takdir ediliyorsa) pembe bulutlar uçulur etrafta. Herkes “Tam bir aile olduk!” der. Yalandır bu. Kimse kimseyi o kadar sevmez. Herkesin birbirinin tersine işleyen çıkarları var gibidir. “Hepimiz aynı gemideyiz,” duygusu yoktur. Ama o sahte mutluluk, ağız dolusu gülücükler, beraber yemeğe çıkma programları bitmek bilmez. Aslında şaşılacak bir şey yok. Çoğu aile kadar ikiyüzlüdür, televizyoncuların her programda yeniden kurdukları aile. Program kötü…

16 Ağu: Süreklilik ve Fil Uçuşu

Süreklilik… Hangi işi yaparsam yapayım ‘süreklilik’ önemlidir benim için. Fil Uçuşu, ilk gününden bu yana, aynı düşünceyle ve hassasiyetle devam ediyor. Kimi zaman daha sıklıkla yazı paylaşıyorum, kimi zaman daha seyrek. Kimi zaman, başladığım serilere uzun süreli aralar veriyorum. Kimi zaman, başka bir yerde yayımlanmış bir yazıyı paylaşıyorum. İstatistiklerine, yorum sayılarına bakmadan devam ediyorum yoluma. Tek yaptığım, Fil Uçuşu’na bir yazı koyduğumda bunu twitter hesabımdan duyurmak. Öykülerimi kağıt-kalemle yazarım. Masamın üstü defterlerle dolu. Yakınlarım kırtasiye merakımı bilir zaten. Fil Uçuşu,…

30 Haz: Yazamamak

Dilerim kimse bu söyleyeceklerimi “yazdıklarını önemseyen birinin” gevezelikleri olarak almaz. Alırsa da diyecek bir şey yok. Çünkü meselem -biraz da- bu algıyla ilgili. Yazabilene alkış tutarım. Önünde saygıyla eğilirim. Ama dünyanın şu ruh halinde tek satır bile yazasım yok. Yazmak, benim için, her şeyden önce kişisel bir iyileşme ve anlama yolu. Ama artık yazarak iyileşemiyorum ve yazarak anlayamıyorum. Bunu -geçici- bir yazar kilitlenmesi, hatta paniği olarak değerlendirenler de olabilir. Saygı duyarım. Ama bu cepheden bakınca durum -ve değerlendirme- farklı. Biliyorum;…

9fbd58d7-7a5e-42c7-b38c-55427f70915e

19 Şub: Nuh Köklü… Bi sigara içimi…

Öyle böyle değil. Gerçekten zorlu zamanlardan geçiyoruz. Günden geriye, devam etme gücü verecek bir şeyler kalmasını beklemek de zor artık. Akıl almayacak bir cinayete kurban gitti Nuh Köklü. İsteyen sosyolojik çözümlemesini yapsın, isteyen bu pisi pisine cinayetten siyasi rant elde etmeye çalışsın, benim tek bildiğim Nuh’un artık bu dünyada olmadığı. Ensesine indirdiği kulaklıkları, alaycı gülümsemesi ve her daim dağınık halleriyle Nuh Köklü yok. Yolun solundan koşmayı seven o adam yok artık. Bir dönem NTV’de kesişmişti yollarımız. Arada masa başında, arada…

03 Şub: Günden Kalanlar.39

Sağ omzumdaki kas yırtığı 2011 yılında hayatıma girdi. Nasıl oldu, neden oldu kısmını atlıyorum. Oldu işte. Fizik tedavi. Sancılı bir süreç. Ama her adımda iyileşmeyi hissetmek rahatlatıyor. Elektrik, iğne, bandaj, askı ve her gün yapılması gereken bir dizi hareket. Sonuçta geçti gitti. Sanıyordum. Hep denirdi de pek inanmazdım: Geri geldi. Yaklaşık on gündür, aynı noktadan aynı belirtilerle kendini hissettiren eski dostum çıkageldi. Dün gece uzun uzun konuştum kendisiyle, sabaha kadar. Bir süre gitmeyi düşünmediğini, bedenimle dört yıl öncesine dayanan dostluklarında…

23 Oca: “Yazar duruşu” nedir?

Bir yazar şöyle demişti, zamanın birinde: “Sosyal medyada falan bu kadar çok yazman iyi değil bence. Kendini biraz geri çekmeyi bilmelisin. Bir yazar duruşu sergilemelisin.” Üstelik bunu, parmağını sallayarak ve biraz da haddimi bildirerek söylemişti. Anlaşılacağı üzere, “bir anda aklına gelen” bir düşünceyi, dostça bir söyleşi içinde paylaşmak değildi amacı. Üstünde düşündüğü bir kavramın, “yazar duruşu” kavramının ateşli bir savunucusu vardı karşımda. Olabilir. İşin “üslup” kısmına takılmadan ilerleyelim. İnsanların hayatlarının bir döneminde, bir kavramın sağlayacağı iktidar alanına meftun olmaları şaşırtıcı…

7b0b8c2a-7f64-4b42-840f-644eb3472208

23 Kas: Günden Kalanlar.38

* Moskova deneyimi ilginç. Karşılaştırmalı bir şehir turu zor. Şehri okuyacaksan, hani varsa böyle bir isteğin, kendi dilinde-bilgisinde okuman gerekiyor. Üstelik türlü tevatürü ve yanlış tarih okumasını bir kenara bırakıp. Aslında bir şehre dalmanın olmazsa olmazlarında biri bu; bildiğini unutmak ve öylece yürümek. Ama bir yandan da olmayacak şey söylediğim; kişisel tarihinde biriktirdiklerinle, hayallerinle ve beklentilerinle giriyorsun şehrin ana kapısından. * Moskova deyince herkes soğuktan dem vurdu. Soğuk dediğin ne ki, doğanın bir parçası. Asıl dert, insanın kargaşası; yani trafik….