Çizgi-roman

fa2

23 Ara: Fábio Moon ve Gabriel Bá: İkizler, ikizleri anlatıyor

Fabio Moon ile Gabriel Ba. Çizgi roman dünyasının Brezilyalı ikizleri. Sao Paulo’dan yola çıkıp Eisner Ödülü‘ne uzanan yaratıcı ikili. Yazıyorlar, çiziyorlar, anlatıyorlar. İkizler daha önce Güngezgini ile Fil Uçuşu’nu ziyaret etmişti. Çizgi Düşler tarafından özenli bir Türkçe’yle yayımlanan Güngezgini, bizim buralarda da oldukça ilgi gördü. Etkileyici bulduğum bu baba-oğul hikayesinin daha sonra baskı yapmasına özellikle sevinmiştim. Benim de bir ufak dokunuşum var yeni baskısında… İkizlerden bir çeviri cilt daha gelince, heyecanla aldım tabii ki. Yine Çizgi Düşler etiketiyle ve yine Cenk Könül‘ün iyi çevirisiyle raflara çıktı. Bu…

c11

08 Ara: Grafik-roman tutkunlarına bir liste

Bir tarafta “The Sculptor” gibi zamanında alamadığım için geç kaldıklarım var, bir tarafta Tezuka’nın “Buddha” serisi gibi uzun süredir kütüphaneden oturup sırasını bekleyenler. Bir tarafta yılın en iyilerinden “Boundless” duruyor, bir tarafta tutkunu olduğum Lemire’in “The Underwater Welder”ı. Sonunda şöyle bir karar verdim: Aralık ayında sadece grafik roman okuyacağım. Bu bir aylık özel zaman bile, okumak istediklerimi bitirmeme yetmeyecek. Üstelik yakın zamanda alacaklarım da var. Ama olsun, en azından gittikçe yükselen kitap kulelerini biraz olsun azaltırım. Geçenlerde twitter’dan öneriler istedim….

0000000565939-1

03 Mar: Güngezgini

Hepimiz birilerinin oğluyuz. Seçemediğimiz babaların hikayesini devam ettiriyoruz bazen. Kimi zaman da hikayemizin akış yönünü değiştirmek istiyor ama bir türlü barajı nereye kuracağımızı bilemiyoruz. Hayat hakkında yazmak isterken, kendimizi ölümü yazarken buluyoruz. Her bir karesi incelikle düşünülmüş olan Güngezgini yaşama dair zihin açıcı bir kitap.  Doğumla ölüm arasındaki varoluş savaşımızı ilmik ilmik işleyen bir Güney Amerika kilimi gibi.  Albert Camus, bu cildi eline alsaydı bir çırpıda okurdu. Güngezgini‘nin arka kapağı için yazdığım cümleler bunlar. Sevin Okyay yazmış önsözü. Bence bir…

0000000719776-1

21 Oca: Élodie Durand’dan Parantez: Hafızamız olmadan bir hiçiz

Bir süredir başım ağrıyor. Şehir yaşamının, ülke stresinin, bitmeyen tedirginliğin kıskacındaki çoğu kişi gibi, benim de başıma ağrı girdiği olur. Ara sıra. Bu kez süre biraz uzadı. Yirmi gündür kafamın iki yanından bastıran mengeneyle birlikte yaşıyorum. Durumu öğrenen bir arkadaşım “Hemen doktora gitmelisin,” dedi. “Çok iş var elimde, şunları bitireyim giderim,” diye geçiştirdim. Zaten doktora gitmek konusunda ağırdan alan biriyim. Ama bu kez “kaçışımın” başka bir nedeni daha vardı. Baş ağrılarımın izin verdiği anlarda okuduğum bir grafik-romanın yarattığı korku, kaya…

bulusma_kapak_low

21 Nis: Dünyaya Che’nin zihninden bakmak

Sonunda uykuya dalacağım ama önce kendime sormayı beceriyorum, acaba bir gün avcıların borazanlarının halen duyulduğu bölümden adagionun mazbut olgunluğuna, oradan da sessizce mırıldandığım allegro sona nasıl geçeceğimizi bilecek miyiz; karşımızda canlı kalanlarla uzlaşma becerisini gösterebilecek miyiz? Buluşma’nın ben-anlatıcısı söylüyor bunları. Yani, devrimci yoldaşları ile birlikte Küba’ya doğru giden Ernesto Guevara. Che ve devrimci arkadaşlarının, Granma adlı tekneyle çıktıkları bu yolculuk, Küba Devrimi’nin işaret fişeğini ateşleyen büyük buluşmanın çarpıcı hikâyesi.   Bu kısa ama etkileyici hikayenin yazarı, Latin Amerika edebiyatının en…

tumblr_mc99zatHQW1qgoyu1o1_r5_500

21 Haz: Stuart Sutcliffe ile Astrid Kirchherr

Şu yukarıdaki fotoğraf müzik tarihinin en hüzünlü -yoksa tuhaf mı demeli- hikayelerinden birine ait. Stuart Sutcliffe ile Astrid Kirchherr‘in bir fotoğrafı. 1959-66 yılları arasının Alman modern sanatçısı Astrid ile The Beatles grubunun ilk basçısı İskoç müzisyen Stuart. 14-15 yaşlarımdayken Beatles hayranlığım, derinlemesine inceleme tutkusuna dönüştüğünde, kadim dostum Levent Gönenç ile keşfetmiştik Stuart’ın hikayesini. Hatta o yıllarda, Ankara Batı Sineması’nda Beatles’ın Hamburg dönemini anlatan bir film izlemiştik. Sonradan bir türlü bulamadım o filmi. Hangi film olduğunu bilen varsa, söylesin lütfen… Bir…

272095_0

03 May: Gabo: Büyülü Bir Yaşamın Hatıraları

Zamanı evirip çeviren, şimdiki zamanla geçmiş zamanı aynı cümle içinde harmanlayan bir usta. 14 Nisan 2014’te bu dünyadan ayrılıp göğe yükselen Gabriel García Marquez. 1965 yılında, ailesiyle Acapulco yolunda olduğu bir gün, “Macondo” fikrinin kafasında şimşek gibi çakması ve bunun sonunda dünya edebiyatının en önemli eserlerinden “Yüzyıllık Yalnızlık”ın ortaya çıkışı. Marquez’in hayat hikayesini anlatan grafik-roman “Gabo – Büyülü Bir Yaşamın Hatıraları” geçen ay raflara çıktı. Desen Kitap, kitabı bizlere özenli bir baskıyla ulaştırmış. Óscar Pantoja‘nın yazdığı ve farklı bölümleri üç…

Unknown-1

15 Mar: Batman iyi biri mi?

Dün ilginç bir soruyla karşılaştım: Batman iyi biri mi? Tanımadığım bir edebiyatsever, ayaküstü sordu soruyu. Hatta bulunduğumuz ortam, fısıltıyla konuşmaya bile izin vermediği için, ders sırasında kaynatan lise öğrencileri gibi notlar ilettik birbirimize. Kendimce soruyu netleştirmeye çalışan cevaplar vermem, adını bile bilmediğim arkadaşımı mutlu etmedi tabii ki. Gidip gelen notlarda ben konudan kaçan adam oldum. Hatta son noktada “Politik cevaplar bunlar,” dedi edebiyatsever arkadaş. Aslında sorunum biraz tanımlamalarla. Ya da bağlamlarla. Örneğin son yorumunda haklıydı, cevap politikti. Elbette o “kaçamak,…

images

23 Oca: Bir sabah, insanlık kendisini bir hamamböceğine dönüşmüş olarak bulur!

2006 FIFA Dünya Kupası. Hani şu Zidane’ın Materazzi’ye attığı kafa ile hatırlanan kupa. 11 Temmuz’da oynanan karşılaşmada Meksika takımı, Bravo’nun golüyle öne geçiyor. Maçın 36.dakikasında, 4 numaralı formasıyla Yahya Golmohammadi sahneye çıkıyor ve İran’ın beraberlik golünü atıyor. Tahran’ın kuzeyindeki bir hapishanede, 209 numaralı binanın küçücük hücresindeki iki adam, Mana Neyastani ve Mehrdad Ghasemfar, heyecan içinde maçın sonucunu öğrenmek istiyorlar. Önceki golden haberi olmayan (ya da önemsemeyen) gardiyan, maçta İran’ın 1-0 önde olduğunu söylüyor Neyestani ve Mehrad’a. Neyastani’nin 12 Mayıs 2006’da…

emanet-sehir-202x300-1

22 May: Ankara dediğin bir büyük yalan Şekip!

Levent Cantek, Dumankara/Hayat Bir Yangındı cildiyle başlattığı Ankara Üçlemesi grafik roman dizisine Emanet Şehir’le devam ediyor.  Yanında da önceki cildin iki öyküsünde birlikte çalıştığı Berat Pekmezci var. Cantek bu anlatısında, Dumankara ile başlattığı havayı sürdürmekle kalmıyor, yapıyı bir basamak yukarı çıkarıyor. Cumhuriyetin kurucu kadrolarının elinden aldığı itibarla, kendini önemli hissetmeye başlayan ve neredeyse bu yalana inanır hale gelen 1940’ların Ankara’sını sadece dekor olarak kullanmayan, doğrudan hikayenin önemli bir karakteri haline getiren bir grafik roman var elimizde. Neredeyse vücuda gelip salınan…