Can Yayınları

george-orwell-bogulmamak-icin

15 May: George Orwell: Boğulmamak İçin

İnsanlık savaşlarla, yıkımlarla, kibirle, hırsla yarattığı anafora çekiliyor her geçen gün. Nefes alamıyoruz. Boğuluyoruz. Bir parça huzurlu gökyüzü, bir parça kirletilmemiş toprak için kaçmaya, başka coğrafyalara, hatta başka hayatlara sığınmaya hazırız.  Hayatın sıkıcı rutininden kaçıp kendini ait hissettiği topraklara dönmeye karar veren George Bowling’in hikayesi yıllar öncesinden gelen bir Orwell romanında karşımıza çıkıyor. Yazarın çoğu kitabında olduğu gibi zamansız ve her dem taze. Üstelik – yazarın kahramanına bilge sözler söyletmeye çalıştığı yerler dışında- sıkıcı olabilecek bu konu, tam bir İngiliz…

909052

21 Nis: Necatigil’in Edebiyat Sevgisi

Aslında başlık farklı olabilir. Sadece edebiyat sevgisi demek yetersiz çünkü. Sevgi, inanç, çalışma azmi, hayat mücadelesi, paylaşmak, çoğaltmak… Daha başka şeyler de söylenebilir. İspanyol edebiyatının en önemli isimlerinden Miguel de Unamuno‘nun öyküleri Yaman Adam adıyla Can Yayınları’ndan yayımlandı. Hem de Behçet Necatigil‘in klasik çevirisiyle. Farklı bir önerim olacak… Kitabı ister alırsınız ister almazsınız. Ama ne olursa olsun, girin bir kitapçıya, alın kitabı elinize ve Ayşe Sarısayın‘ın “Genişletilmiş Yeni Baskı İçin Birkaç Söz” başlıklı giriş yazısını okuyun. Bu yazıda Necatigil’in 1947’de başlayan…

buzzati

23 Oca: Dino Buzzati ve içimizdeki canavar Colombre

Kanat Atkaya, 5 Kasım tarihli Hürriyet’teki köşesinde Colombre‘yi yazdı. Colombre… Dünyanın tüm denizlerindeki tüm denizcilerin en korktuğu yaratık. Kurnaz, korkunç, yılmak bilmeyen bir köpekbalığı. Kimsenin bilmediği bir nedenle kurbanını seçen, ömrü boyunca onun peşinden giden ve günü gelince onu ‘yutan’ bir canavar. Belki de yarattığı bu korku duygusuyla, kurbanının aklına ilk düştüğü gün zaten onu ‘yutmuş’ olan Colombre. Hepimiz sırtımızda bir Colombre’yle yaşıyoruz. Kendi canavarımızı kendimiz yaratıyoruz. Boş inançlarımızla, hırslarımızla, öfkemizle, sevgisizliğimize, nefretimizle… Dino Buzzati, bu kısacık öyküsünü İtalya’da faşizmin iyice…

Milan_Kundera_3314205a

29 Eki: Yaşam güçlüdür çünkü ölümle beslenir

Bir yazar arkadaşımla konuşuyorum. “Çok zor yazmış bu romanı, isteksizmiş ve yayıncısı çok zorlamış,” diyor. Sonra boşluğa derin bir bakış fırlatıp ekliyor: “Zaten hissediliyor o isteksizlik.” Kısa süre önce okuduğum kitapta bir ‘isteksizlik’ hissetmediğim için kendimden utanıyorum. Tanıdığım bir başka yazar “Bilineni tekrar ediyor, artık yeni bir şey söyleyemiyor,” diyor. Belli ki o da beğenmemiş romanı. Nasıl bir ‘yenilik’ beklentisi içinde olduğunu sorduğumda “Kendisini aşmasını bekliyordum, düşünsene on dört yıl sonra bir roman geliyor adamdan,” diye cevaplıyor. On dört yıl…

fft251_mf9285492

19 May: Bütün fiiller çaresiz kalır

“Bu kitap, benim kitabım değil,” diyor Sibel Oral. Bu cesur söz aslında kitabın dilinin -anlatı dünyasının da belirleyicisi bir anlamda çünkü Sibel Oral, Roboskî Katliamı gibi kanatıcı ve zorlu bir konuyu ele alırken, kitabı doğrudan kendi kitabı olmaktan uzaklaştıran bir mesafeyi yeğliyor. Zorlu bir karar bu. Tanıklığın en can acıtan hallerinde bile -olabildiğince- öznel kalmaya çalışmak.  “Roboskî’yi ezberden anlatıyordum, boşlukta bir yerden… Hiç gitmediğim, katliamdan öncesine kadar adını bile bilmediğim bir yeri nasıl da ezberden anlatıyor, adaletin tecelli etmesini bekliyorlar,…

CEY6MFhXIAAR8GJ.jpg-large

14 May: Ümit Alan: “Türkiye’de gazetecilik hep masal mı anlatacak?”

Ne yalan söyleyeyim Ümit Alan‘ın böyle bir kitap hazırlamakta olduğunu bilmiyordum. Daha da öteye gideyim, kitabı elime aldığımda bile içeriğinden haberim yoktu. Ümit Alan’ın 2009’dan beri BirGün‘de yazdığı yazıları derleyip toparladığını yani bir “köşe yazısı kitabı” yaptığını sanıyordum. Bu cehaletim bana büyük bir sürpriz ve mutluluk olarak döndü. Çünkü Türkiye’de Gazetecilik Masalı bütün bu beklentilerin üstünde, harika bir kitap. Yanlış anlaşılmasın; Ümit Alan’ın köşe yazılarına da meftunum. Kalemine, muradını doğrudan anlatma becerisine, mizahına, samimiyetine ve elbette durduğu yere… Yani köşe…

kenzaburo-oe

27 Nis: Bebeği beşiğinde öldürmek!

Nobel ödüllü yazar Kenzaburo Oe’nin kendi gerçekliğinden yarattığı müthiş bir başyapıt. Romanın adı “Kişisel Bir Sorun” olmasa ve biz okurlar, yazar Kenzaburo Oe’nin gerçekliğinde de benzer bir hikâye olduğunu bilmesek nasıl bir okuma süreci yaşardık acaba? Okuduklarımızın sadece kurmaca bir metin olmadığı bilgisi, Bird’ün engellerle dolu hikayesi ile aramıza bir “engel” koyar mıydı? Nobel Edebiyat Ödüllü Japon yazar Kenzaburo Oe’nin 1964 tarihli romanı “Kişisel Bir Sorun” bütün bu soruları sordurtmanın yanı sıra, muhteşem bir yolculuk vaat ediyor. Hem roman kahramanı…

9789750725128_front_cover

23 Nis: Milan Kundera’nın vatansız ve dilsiz kahramanları

Milan Kundera, uzun bir aradan sonra “Kayıtsızlık Şenliği” ile sevindirdi. Yüz sayfalık bir roman bu. Roman teknikleri konusunda rapor veren bilirkişileri açığa düşürecek kadar yeni ve özgün bir anlatı. Kundera’dan da bu beklenirdi diyenler haklı. Anlatıcının varlığını asla unutturmayan, roman karakterleri ile anlatıcının düşünce derinliği konusunda kalın sınırlar çizmeyen, bir kurmaca metnin içinde ilerliyor olma durumunu hayatın şakası haline getiren bir usta Kundera. Hem de bütün bunları yaparken, yoğunlaşmayı-odaklanmayı müthiş ustalıkla başarıyor. Öyle ki, “ne var şimdi bunda” dedirtecek kadar…

vonnegut4

29 Mar: Bir kez daha Vonnegut

Kurt Vonnegut… Türkiye’de de hatırı sayılır bir okur kitlesi olan yazar. Kafası güzel insanlardan. 2007’de göçtü gitti bu dünyadan. Ama kitaplarını okuyunca, ne kadar “zamansız” bir yazar olduğunu anlıyor insan. Daha doğrusu, “tüm zamanları kapsayan” bir yazar. Mavi Sakal/Bluebeard, Şubat ayında Handan Balkara’nın çevirisiyle, Can Yayınları’ndan çıktı. Müthiş bir kurgusal otobiyografi bu. Şampiyonların Kahvaltısı romanında okurun karşısına çıkan dışavurumcu ressam Rabo Karabekian’ın hayat hikayesi. Kısa bölümler, zaman içinde gidiş-gelişler ve hayat hikayesinin zeminine yerleştirilmiş bir Amerika ve Amerikan sanat algısı…

Karin_Karakasli

06 Mar: Üşür Ölümü Tadanlar

Karin Karakaşlı’nın öykülerini, sadece içerikleri açısından değerlendirmenin/konuşmanın  yanlış olacağını düşünüyorum. Elbette yakıcı ve kahredici bir dünyanın dinamikleri var karşımızda, bunun dışında cümleler kurmamız mümkün değil. (Kahredici sözü tam isabet, kahroluyor herkes.) Ancak, bu duygusal yoğunluğun, Karakaşlı’nın dil-anlatıcı-zaman-mekan kullanımındaki maharetini ikinci planda algılamamıza izin vermemeliyiz. Karin Karakaşlı bir dil ustası. Çokça kullanılan “mücevherci titizliği” benzetmesini yapmayacağım bu konuda. Çünkü “bir doktor kararlılığıyla” yatırıyor dili, edebiyatın ameliyat masasına. Bilinen sorudur; mesleği doktorluk olan devrimci, faşist cuntanın önde gelen ismi ölüm-kalım halinde ameliyat…