blog

18 Kas: Günden Kalanlar.37

* Neredeyse bir aydır yazmamışım Fil Uçuşu’na. Bir ara “Yazarımız yıllık izninin bir bölümünü kullandığı için yazılarına kısa süreliğine ara vermiştir” yazmayı düşündüm. Sonra konuyu sulandırmamaya karar verdim. Yine de günün birinde kullanabilirim bu cümleyi.   Eski bir öğrencimden gelen mesaj, kaç gündür bir şey yazmadığımı kontrol etmeme neden oldu. Açıkçası blog sayfasını açmıyordum bile. Öğrencim bu tatil süreciyle ilgili memnuniyetsizliğini “Ben alacağımı alıyordum Fil Uçuşu’ndan,” diye dile getirmiş. (Aslında bu mesajdan kısa bir süre önce de Emma Peel’in özlendiğini…

IMG_6509

23 Ara: 100+ retweet alacak cümleler…

Kediler Güzel Uyanır hakkında Aycan Aşkım Saroğlu‘nun yazdığı ve Sabit Fikir‘de yayımlanan yazının başlığını ilk gördüğüm anda gözlerimi şöyle bir kısıp anlamaya çalıştığımı itiraf etmeliyim. Akılda kalıcı bazı imgeler; evet tamam. Ya da akılda kalan sözler; ona da tamam. Ama bana fazlaca “şekerli” gelen bu “günümüz gerçekliği” konusunda çekincemi bir kenara bırakarak başladım okumaya. Yazının muradının üstüne ışık düşmeye başladıkça, başlığın en az benim kadar muzip olduğuna karar verdim. Yazıyı Fil Uçuşu okurlarıyla paylaşıyorum ama hem bu yazının orijinal tasarımını,…

29 Kas: Egoist Okur

Gülenay Börekçi, yıllardır kültür-sanat konusunda hassas işlere imza atmış bir gazeteci, bir yazar ve hepsinden önemlisi iyi bir okur. Bir süredir Egoist Okur ile hem internet ortamının üreticilerini hem de kültür sanat yayıncılığı yapanları kıskançlık krizlerine sokuyor. Egoist Okur gerçekten çok iyi bir iş. Hem de bunu sadece çok sayıda takipçisinden biri olan ben söylemiyorum. Sitenin, Hürriyet Gazetesi’nin sosyal medya reklam platformu Bumads’in lansman gecesinde aldığı Bumerang Ödülü hepimizi bu harika sitenin gerçekliğiyle yüzleştiriyor. Kültür-sanatla, özellikle de edebiyatla ilgiliyseniz bu…

28 Kas: Gerilimsiz bir davulcu: Nick Mason

Bir süredir döne dolaşa Pink Floyd dinliyorum. Bu dinleme seanslarında olabildiğince Nick Mason’a yoğunlaşmaya çalıştım. Aslında bunu sıklıkla yapmaya çalışırım; iyi bildiğim bir kaydı, sadece bir enstrüman ya da sadece sözler üstünden dinlemeye çalışırım kimi zaman. İyi bildiğim bir bütünü parçalayıp, o parçalardan yeni bir bütüne –ya da yeni bir bütün algısına- ulaşmaya çalışma isteği diyelim. Nick Mason’a odaklanmış bir dinleme isteğinin altında, iyi gazeteci-iyi müzik yazarı-iyi müzik dinleyicisi dostum Zülal Kalkandelen’in Temmuz 2011’de Mason’la yaptığı röportaj yatıyor. Röportajın tamamını…

16 Kas: Kunegond’un Penceresinden “Kediler Güzel Uyanır”

Sibel Kaçamak ya da sosyal medya ve blog dünyasındaki adıyla Kunegond – Qunegond, takip ettiğim en etkileyici bloglardan birinin yazarı: Kunegond’un Penceresinden. Sibel Kaçamak edebiyat algısı güçlü bir okur, bu okurluk katmanlarını günlük hayatın her evresine taşıyan bir isim. http://qunegond.wordpress.com/ adresinden ulaşabileceğiniz blogu da bu çerçevede etkili, etkileyici. Sürekliliği, içtenliği, görsel kullanımı, konuları, dili ve en önemlisi bakış açısıyla, okuduğum çoğu yazıda bana yeni bir kapı açıyor. “Kediler Güzel Uyanır” bu bloga konuk olunca sevindim ve merakla okudum. Yazıyı asıl…

kedilerr

31 Eki: Kediler Güzel Uyanır

Bir süredir Fil Uçuşu’na yazamadım. Arada bir böylesi kopukluklar oluyor. Oysa “süreklilik” önemlidir benim için. Neyse… Uzun bir konu bu. Hayat koşturması denen (ve nedense benim daha çok kovalandığım) o karmaşa içinde kimi zaman nereye yetişeceğini şaşırıyor insan. Kimi zaman zorunluluklar çoğu zaman sevmesek de yapmak zorunda olduğumuz işler… Bazen farklı oluyor ama… Benim için de bu süreç öyle geçti. Seyahatler, yapmaktan her zaman mutluluk duyduğumu söyleyemeyeceğim televizyon dünyası işleri, yapmaktan her zaman mutluluk duyduğum edebiyat buluşmaları, seminerler, ayrıca sağlık…

08 Eyl: Her Şey ve Hiçbir Şey

Blogları önemsediğimi ve kimilerinin takipçisi olduğumu sıklıkla tekrar ediyorum. Örneğin, bir blog sahibi olma yolunda adım atmama neden olan dostlarım Murat Gülsoy‘un 602.Gece ve Emrah Kolukısa’nın Devamlılık Hatası isimli blogları Fil Uçuşu’nda adı geçen bloglardandır. Dahası da var elbette ama şimdi burada birinin adını anmayı unutursam üzülürüm. Üstelik blog sahibi dostlarımın alınganlık hakları da var, ne laflar işitirim sonra. Yeri gelmişken söyleyeyim, sadece dostlarımın bloglarını izlemiyorum. Hiç tanımadığım ama blogları sayesinde düşünce dünyalarına girdiğim isimler de var. Kimi zaman buraya…

11 Ağu: Günden Kalanlar.31

• Dün Levent aradı. “Bir sorun mu var, Fil Uçuşu’nda niye yeni yazı yok?” dedi. Dostumun hem Fil Uçuşu’nu bu kadar düzenli takip etmesi hem de oradan yola çıkarak meraklanması hoşuma gitti açıkçası. (Aslında benim de ona çıkışmam gerekirdi, kendi bloglarının düzensiz güncellemeleri konusunda. Neyse, yeni bir blog açıyormuş, takibe alacağız elbette.) Evet, uzunca bir süredir Fil Uçuşu’na yeni bir yazı girişi yapmadım. Aslında yine de yapmayacaktım ama Levent’in sözlü saldırılarına maruz kalmak istemem. Üstelik dün twitter’da birkaç kişi, sabırla…

21 Tem: Yorumlar, el fenerleri…

Bir süredir Fil Uçuşu’na gelen yorumları tekrar okuyor, yazıları o yorumların üstünden yeniden düşünmeye çalışıyorum. Daha önce de yazmıştım; blog mantığını özel kılan dinamiklerden biri de, okur-yazar arasındaki “anında iletişim”. Bu iletişimin iki yönlü olabilmesi, gelen yorumların kimini cevaplayabilmemle mümkün, biliyorum. Yazının altındaki o yorum alanını, ikinci bir blog gibi görmeli ve oradaki düşünce akışına kapılıp gitmeli bazen. Kimi okurlar, sürekli yorumcu diyebilirim. Neredeyse bütün yorumlarında aynı dili tutturanlar da var, daha imzayı görmeden tanıyabiliyorsunuz. “Sözlük” gibi özel başlıkların yorumcuları…

untitled312021b714a921980896by

23 Haz: Günden Kalanlar.28

• Geçenlerde, bir blogun son güncellemelerini okumadığım için en hafifinden özensizlik ve ilgisizlikle damgalandım. Tanıdıklarımın ya da blogunu takip etmemi rica edenlerin yazdıklarını okumaya özen gösteriyorum çoğu zaman. Ama atladığım, okumak istemediğim hatta okurken sıkılıp bıraktığım da oluyor. Tıpkı, şu anda bu yazıyı okumakta olan birinin, sıkılıp-beğenmeyip bırakma hakkı olduğu gibi. Okurun, özgür irade alanında bırakılmadığı, okumak-eleştirmek ve yorumlamak zorunda bırakıldığı, bunun aksinin kabul görmediği bir durum garip geliyor bana. Kitaplar öneriyorum; buradan, twitter’dan. (Milliyet Kitap Eki’nde yazdıklarıma da, dense…