Ankara

29 Oca: Ankara’da Yarışacak Filmler Belli Oldu

22. Ankara Uluslararası Film Festivali, bu yıl 17 – 27 Mart tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Hafta içinde Uzun, Kısa ve Belgesel Film Yarışma bölümlerine başvuran filmlerin ön eleme sonuçları açıklandı. Bu arada tüm kategorilerin toplamında yoğun bir katılım olduğunu da söylemek gerekiyor. Festival’in yarışma ve yarışma dışı bölümlerine bu yıl 640 başvuru yapılmış. (Ulusal Uzun Film Yarışması için ise toplam 20 film başvuruda bulunmuş.) Ön eleme seçici kurulunun yarışmaya katılmasına karar verdiği 10 filmi sıralayalım: 1. Çoğunluk- Seren Yüce 2. Gölgeler…

shadesInside2

22 Oca: Günden Kalanlar.18

• Adana’daki kitap fuarı güzeldi. Cumartesi günü, kitaplarla “gerçekten” ilgilenen kalabalık bir okur topluluğu vardı. Söyleşi çok sıcak geçti, ardından kitap imzaladım. 50-55 yaşlarında bir okur Bir de Baktım Yoksun uzattı önüme. “Oğluma imzalar mısınız?” dedi. Oğluna kitap alan her baba içimi ısıtıyor, gülümseyerek baktım; “Ne yazmamı istersiniz?” dedim. “İçinizden ne gelirse…” dedi. Tam ben yazmaya başladığım anda söyledikleri ise uzun süre başım önde donup kalmama neden oldu: “Sizi çok severdi, bütün kitaplarınızı okumuştu. Geçen yıl kaybettik ama bu kitap…

26 Ara: Benim emektar Tele!

1985. Ankara. Okul çıkışı ya ben Levent’lere gidiyorum ya o bize geliyor. Konuşuyoruz. Dersler, kitaplar… ve elbette aşklar. Bir de müzik var. Gitarlar. 80’lerin başında sunta gitarlarla başlayan amatör müzisyenlik yolculuğumuzda ikimizin de “sağlam” birer gitarı var. Levent’te Yamaha akustik, bende Ibanez akustik. Lisede verdiğimiz bir konserde rezil olmamak için aldığımız elektrikliler var bir de. Levent’in caz kasa ile Les Paul arası semi-hollow kırmızı bir gitarı var. O kadar “sağır” bir gitar ki, ne kadar uğraşırsak uğraşalım olmuyor. Benim de,…

basket2

06 Eyl: Basketbol

Siyah-beyaz, boydan çekilmiş bir fotoğraf. Beş kişiyiz, sıkıca sarılmışız birbirimize. Daha uzun olan iki kişi arkada, ben öndeki üçlünün ortasında, biraz fazlaca gülmüşüm. Üstümüzde beyaz atletler var, spor için özel olanlardan değil, bildiğin iç çamaşırı. Şortlarımız farklı renklerde. Spor ayakkabılarımız oldukça eski. Uzunlardan birininki hariç, markası belli olmayan, hatta biraz da yırtık pırtık ayakkabılar. İşin o kısmına hiç takılmadığımız yüzümüzden belli. Basketbol oynuyor olmak yetiyor bize. Ankara Namık Kemal Ortaokulu’nda geçen yıllarımdan kalma bir fotoğraf. Okulun beton zeminli bahçesindeki paslı…

rush_2604

02 Eyl: Rush: 60’lık Raks kasedin B yüzündeki grup

1982. Ankara. Kaset doldurma yılları. Yakın arkadaşım Levent Gönenç’le sırf bu iş için defterler tutuyoruz. Grup isimlerini, albüm isimlerini not ediyoruz, listeler hazırlıyoruz. Öncelik daha önce dinlediğimiz ve tutkunu olduğumuz gruplarda; elbette başı Pink Floyd çekiyor. Bir de keşif turlarımız var. Müziksever abilerimizin ya da bizim gibi heyecanlı arkadaşlarımızın önerileri çok önemli. Bir başka kaynağımız da, Tunalı Hilmi Caddesinin başındaki “Yusuf’un Gazete Büfesi”. Çünkü yabancı müzik dergileri bir tek oraya geliyor. Yabancı dediğime bakılmasın, hepi topu iki tane Alman dergisi:…

arkadas

13 May: Arkadaş: “Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası”

Arkadaş Z. Özger’le 1983 yazında, Ankara’da, çok sevdiğim dostum Yasemin Erkan’ın verdiği fotokopi dosya sayesinde tanıştım. 1974 yılında yayımlanmış “Şiirler”in fotokopileri. O yaz boyunca, özellikle İkinci Yeni izlerinin rahatlıkla görülebildiği ilk dönem şiirlerini, bu şiirlerdeki ironiyi sıklıkla konuştuğumuzu hatırlıyorum. Sanki çok yakın bir tanıdığımız, dostluğumuzun bir parçasıymış gibi adıyla anardık onu, Arkadaş derdik. Adının kendinden şiirli hali, daha sıcak bir bağ kurardı aramızda, o bizim arkadaşımızdı. Hemen ertesi yıl, 1984’ün Nisan’ında şiirler “Sevdadır” adıyla kitaplaştırıldı. Mayıs Yayınları’nın bu kitabını 16…

ucansupurge

29 Nis: Ankara’da kadın gücü: 13. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali

Ankara Kızılırmak Sineması’nı pek severim. Bu yıl 6-13 Mayıs tarihleri arasında daha da güzel olacak gençliğimin mekanı. Çünkü Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali geliyor. 28 ülkeden, 95 yönetmenin toplam 100 filmi kadınlara atfedilen kötülüğün hem hayatta hem de sinemada nasıl karşılık bulduğunu sorgulayacak. Bu yılki tema “Kötülük”. Festival, 13.yaşını kutluyor diye düşünülmüş bu tema; malum rakama atfedilen “uğursuzluk” inancından ilham alınmış. Kadınların mitolojiden dinlere, edebiyattan sinemaya uğursuzluğun ve kötülüğün kaynağı ya da temsilcisi olarak gösterilmelerini sorgulayacak filmler aracılığıyla, bu…

canyucel

02 Nis: Bir anı: Can Baba’yı özlemek!

    Yıl 1982. 14 yaşındayım. Ankara’da soğuk bir Cumartesi. Bir cebimde iki kitap, Yazko Yayınları’ndan iki Can Yücel kitabı, Kızılay’ın yolunu tutmuşum. Diğer cebimde hayallerim var. Otobüste giderken, öyle sahneler kuruyorum ki kafamda, o hayaller gerçek oluyor birden. İnanıyorum kurduğum dünyaya. Bir imza günü öncesinde öylesine heyecanlanıyorum ki, ellerim buz kesiyor. O yıllarda, kadim dostum Levent Gönenç’le şiir okuyup, şiir yaşıyoruz. İkinci Yeni olmazsa olmazımız. Can Yücel’in apayrı bir yeri var. Kitaplarını okuya okuya eskitiyoruz. Bir dergide gördüğümüz onunla ilgili…

05 Şub: Soğukkanlı Romans

Defterlerle ilişkimin ne zaman, nasıl başladığını elbette hatırlıyorum. Uzun hikâye. Bugünden bakınca söylenebilecek olan, bu ilişkinin giderek artan bir şiddette, hadi kendime anlayışlı davranmayayım, hastalıklı bir şekilde sürdüğüdür. Çocuk yaştaki defterlerimden birkaçı bugüne ulaşabildi. Bir iki yıl önce bu defterlerden birinde, dokuz yaşımdayken cebimde taşıdığım bir defterde, ilk roman denememin notlarını buldum. Demek ki o zamandan bu zaman çalışma yöntemlerim pek de değişmemiş. Her zaman yanımda bir defter taşımışımdır. İçinde sadece notlar, kelimeler, cümleler, fikir kırıntıları değil, gündelik yaşamımın parçaları…

volkanoktem1

03 Şub: Volkan Öktem: Bagetlerin Efendisi

Kimileri öndeki adamı-kadını izler konserde; solist vokal göz alıcıdır ne de olsa. Bir de solist enstrümanlar dikkat çeker; rock konserindeyseniz gitarın-gitaristin krallığı tartışılmaz, caz gruplarında saksafondan piyanoya açılır yelpaze. Ama bir de “arkadaki adamlar” vardır; işte ben hangi konsere gidersem gideyim gözlerimi onlardan alamam. Basçı daha kadersizdir kanımca, davulcu ise sadece seyircinin yüreğini hoplatacak bir soloya kalkınca hatırlanır. Özel solo anları dışında “arkadaki adamlar”dan beklenen işlerini aksatmadan yapmalarıdır. Hani vokalist arada sözü unutsa, gitarist iki nota kaydırsa pek anlaşılmaz da…