Ankara

YEKTAKOPAN2

28 Nis: Şimdi okullu oldum…

Yıl 1974. İlkokula başladığım gün. Ankara Ballıbaba Sokak’taki evde bütün aile toplanmış durumda. Anneannemle dedem de Bursa’dan kalkıp gelmişler. Dedem, bu özel günde küçük torununu yalnız bırakmak istememiş. Oysa biliyoruz ki, ancak iki baston desteğiyle yürüyebilen dedem, seyahat etmekte zorlanıyor. Sabah erkenden kalkılmış, tıraş olunmuş, takım elbise giyilmiş, köstekli saat takılmış… Sol kolumu dedemin omuzuna atıvermişim poz verirken. En çok o sarılma anını özlüyorum. Bir de hala burnumda dolaşan tıraş kolonyasının kokusunu.

YEKTAKOPAN13

23 Nis: 23 Nisan

Ben Halit Kıvanç’ın TRT’de sunduğu şenlikleri izleyerek büyüyen kuşaktanım. O yıllarda şenliğin uluslararası boyutu Ankara’da yaşanıyordu. Dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen çocuklar bir hafta süreyle evlerde konuk ediliyordu. Mahallenizde bir Macar çocukla futbol oynama ya da parkta yürürken bir Japon kıza rastlama umudunu taşıyabiliyordunuz o hafta boyunca. Çocuklar genelde varlıklı evlere konuk gittiğinden dış dünyadan birilerine dokunabilmek ‘bizler’ için hayaldi. Hafta bittiğinde geriye İtalyanca ‘seni seviyorum’ demeyi öğrenen ya da Hollandalı bir kızla aşk yaşadığını iddia eden ‘havalı öğrenciler’ kalıyordu. 23…

emanet-sehir-202x300-1

22 May: Ankara dediğin bir büyük yalan Şekip!

Levent Cantek, Dumankara/Hayat Bir Yangındı cildiyle başlattığı Ankara Üçlemesi grafik roman dizisine Emanet Şehir’le devam ediyor.  Yanında da önceki cildin iki öyküsünde birlikte çalıştığı Berat Pekmezci var. Cantek bu anlatısında, Dumankara ile başlattığı havayı sürdürmekle kalmıyor, yapıyı bir basamak yukarı çıkarıyor. Cumhuriyetin kurucu kadrolarının elinden aldığı itibarla, kendini önemli hissetmeye başlayan ve neredeyse bu yalana inanır hale gelen 1940’ların Ankara’sını sadece dekor olarak kullanmayan, doğrudan hikayenin önemli bir karakteri haline getiren bir grafik roman var elimizde. Neredeyse vücuda gelip salınan…

7-Turgut-Ozakman-3

28 Eyl: Turgut Özakman için…

12 Eylül darbesinin hemen ardından gelen günler… Ankara… Kadim dostum Levent Gönenç’le geçiyor günlerim. O çiziyor, ben yazıyorum. Okuyoruz, izliyoruz. Vaktinden önce büyümek zorunda kalmış çocuk irileriyiz. Hayatın üstümüze erken giydirdiği, bedenimize büyük ukalalık ceketleriyle dolaşıyoruz ortalıkta. Seslendirme stüdyolarında tanıdığımız insanlarla sohbetler değerli bizim için. Dil Tarih Tiyatro Bölümü öğrencisi-mezunu abilerimiz, ablalarımızla sohbetler de böyle. Çocuk gibi davranmıyorlar bize. Hatta bu ‘yaşıtmış gibi’ durumunu biraz abarttıklarını söylemek mümkün. O isimlerden birinin ayrı değeri var Levent’le benim için. Bu dünyadan çok…

3-MiKROP_ZALiMSEVKi_jpg

08 Mar: Engin Ergönültaş’tan bir roman: Minare Gölgesi

Bir kitabı okumadan tavsiye edeceğim şimdi. Yazarının adını söylediğimde, özellikle bir kuşağın neden böyle yaptığımı anlayacağını düşünüyorum: Engin Ergönültaş. Ankara yıllarımda, dostum Levent Gönenç ile mizahın muhalefetiyle adım adım ilerlemeye çalıştığımız o yıllarda, Engin Ergönültaş adı bizim için tanığı olamayacağımız dünyalara açılan bir pencereydi. Şehrin korunaklı alanındaki yaşamlarımızın kapalı ve kırılgan haliyle yüzleşebilmemiz için bir pusulaydı onun çizdikleri. Levent Cantek “Türkiye’de Çizgi Roman” adlı kapsamlı ve önemli kitabında çerçeveyi daha iyi çiziyor: “Ergönültaş, ezilmiş insanların, marjinallerin argoyu, cinselliği, şiddeti kullanışlarını…

220px-Back_to_the_future

03 Mar: Marty McFly’ın Ezber Bozan Maceraları

Aşağıda okuyacağınız yazı “Lanterno Magico” isimli sinema fanzininin 2005 yılının Kasım ayında yayımlanan ve seksenleri mercek altına alan altıncı sayısında yer almıştır. Eylül rüzgarıyla bilinmeze savrulmaya başladığımız yıllardı. İşin garibi bütün o bilinmezliğin önünün/ardının güzel olduğu, olacağı söylendi bize. Baştan biliyorduk öyle olmadığını, olmadı da zaten. Kendimize bir araç yapıp geleceğe yolculuk etmek belki bizi kurtarırdı; geleceğe gitmek isterken geçmişe düşmek bile iyiydi açıkçası; umutsuzluktan iyidir her şey. DeLorean bulamayacağımıza göre Murat 131’den bir araç yapabilir, akı kapasitörünü yapmasak da…

Dergi-35-kapak-206x300

09 Şub: Yazarın Masası: “Edebiyat Alanındaki Yalnızlığımı Seviyorum”

Teklif Metin Celâl‘den geldi. Özgür Edebiyat dergisinin “Yazarın Masası” köşesi için benimle bir söyleşi yapmak istediklerini söyledi telefonda. Söyleşiyi 5 Temmuz 2012‘de gerçekleştirdik. Saat 10’da sohbet edeceğimiz tiyatro mekanına doğru giderken yolda Adnan Özer‘le karşılaştım. Merdivenleri beraber çıktık. Atilla Birkiye çoktan gelmiş, taze çekilmiş kahveyi makineye koymuştu. Kayıt cihazını ne ara açtılar, sohbet söyleşiye ne ara dönüştü farkında değilim açıkçası. Sonunda ortaya benimle yapılmış en uzun söyleşilerden biri çıktı. Özgür Edebiyat’ın Eylül-Ekim 2012 tarihli 35inci sayısında yayımlanalı aylar oluyor, kişisel…

macide_tanir_b

06 Şub: O esnada başka bir yerde…

…bir aynadan bakar her birini aynı içtenlikle giydiği onlarca karakterden geçmiş yüzüne, o muhteşem duruşuyla… ve o esnada başka bir yerdedir artık Macide Tanır da… Macide Tanır (1922 – 2013) Ankara Radyosu’nda, temsil kayıtları yaptığımız günler. Macide Hanım, her repliğin önünde arkasında düzeltiyor beni. Tonlamadan nefes almaya, mikrofon önü duruşundan hayat duruşuna kadar. Tane tane anlatıyor ne yapmam, ne yapmamam gerektiğini. Derslerimin ne durumda olduğunu soruyor her gördüğünde; okul öncelikli olmak zorunda. Hatta stüdyoya girmeden ne yediğimi bile soruyor; çok yediysem…

1033906-premiere-bande-annonce-officielle-pour-620x0-1

27 Oca: Günlerin Köpüğü, Boris Vian, Michel Gondry ve ben

Yıl 1984… Yaşım on altı…. Ankara’da Kuğulu Park’ın sessiz banklarından birinde, olağanüstü iki hediye alıyorum. Boris Vian‘dan “Günlerin Köpüğü” ve fotokopiyle çoğaltılarak hazırlanmış bir dosyada Arkadaş Z.Özger‘den “Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası”. Bir solukta okuyorum ikisini de. Aşığım, daha çok aşık oluyorum. Fena halde on altı yaşındayım. Anlayacağınız, kitapla tanışmamdan bu yana neredeyse otuz yıl geçti. Otuz yılın içinde dönüp dolaşıp okuduğum kitap, zihnime her seferinde farklı imgeler düşürdü. O büyülü-büyüleyici atmosferi her seferinde yeni bir görselliğe taşıdım. Bir yandan da sorup…

21 Eki: Milliyet Sanat Dergisi: Kırk yıllık bir yürüyüş!

Milliyet Sanat Dergisi kırk yılı geride bıraktı. Bir süredir dergide “Noktalı Virgül” adını verdiğim köşede yazıyorum. Aşağıdaki yazıyı da, bu köşede, derginin kırkıncı doğum günü için yazdım. Şimdiki gibi mantar panoların satılmadığı o yıllarda, çalışma masasının karşısına köpük bir plaka asardık. Sıkıştırılmış köpüklerin raptiyelerle, iğnelerle delindikçe dağılıp dökülmeye başlamasına aldırmadan, hayatın izlerini sabitlerdik görüş alanımıza. Benimkinin sağ üst köşesinde bir kartpostal vardı; başımı her kaldırdığımda Marilyn Monroe oradan bana gülümserdi. Sol köşede Can Yücel’den bir şiir, hemen yanında haftalık ders…