Anı

basket2

06 Eyl: Basketbol

Siyah-beyaz, boydan çekilmiş bir fotoğraf. Beş kişiyiz, sıkıca sarılmışız birbirimize. Daha uzun olan iki kişi arkada, ben öndeki üçlünün ortasında, biraz fazlaca gülmüşüm. Üstümüzde beyaz atletler var, spor için özel olanlardan değil, bildiğin iç çamaşırı. Şortlarımız farklı renklerde. Spor ayakkabılarımız oldukça eski. Uzunlardan birininki hariç, markası belli olmayan, hatta biraz da yırtık pırtık ayakkabılar. İşin o kısmına hiç takılmadığımız yüzümüzden belli. Basketbol oynuyor olmak yetiyor bize. Ankara Namık Kemal Ortaokulu’nda geçen yıllarımdan kalma bir fotoğraf. Okulun beton zeminli bahçesindeki paslı…

rush_2604

02 Eyl: Rush: 60’lık Raks kasedin B yüzündeki grup

1982. Ankara. Kaset doldurma yılları. Yakın arkadaşım Levent Gönenç’le sırf bu iş için defterler tutuyoruz. Grup isimlerini, albüm isimlerini not ediyoruz, listeler hazırlıyoruz. Öncelik daha önce dinlediğimiz ve tutkunu olduğumuz gruplarda; elbette başı Pink Floyd çekiyor. Bir de keşif turlarımız var. Müziksever abilerimizin ya da bizim gibi heyecanlı arkadaşlarımızın önerileri çok önemli. Bir başka kaynağımız da, Tunalı Hilmi Caddesinin başındaki “Yusuf’un Gazete Büfesi”. Çünkü yabancı müzik dergileri bir tek oraya geliyor. Yabancı dediğime bakılmasın, hepi topu iki tane Alman dergisi:…

aylin

13 Nis: Aylin Aslım: Kararlı bir rüzgârın sesi!

Aylin Aslım iyi müzisyendir; bilinen bir cümlenin tekrarı oldu bu. Şöyle diyelim o zaman; Aylin Aslım, pozitif ayrımcılık beklentisine sığınmadan, erkek egemen dili kendi oyunlarıyla mat edebilen iyi bir müzik satranççısıdır. Müziğinde her zaman yenilik aramamızı beklemez, sözleriyle bilinenin tokadını atabileceğinden emindir çünkü. Aylin Aslım’ın kişisel tarihimdeki yeri şarkılarıyla sınırlı değil. Onu ne zaman dinlesem, yıllar öncesinden bir anı geliyor aklıma… 1997 yılının son günleri. Murat Daltaban, İstanbul Tiyatro Festivali için bir oyun hazırlıyor: 80060. Özen Yula tarafından yazılan oyunda…

canyucel

02 Nis: Bir anı: Can Baba’yı özlemek!

    Yıl 1982. 14 yaşındayım. Ankara’da soğuk bir Cumartesi. Bir cebimde iki kitap, Yazko Yayınları’ndan iki Can Yücel kitabı, Kızılay’ın yolunu tutmuşum. Diğer cebimde hayallerim var. Otobüste giderken, öyle sahneler kuruyorum ki kafamda, o hayaller gerçek oluyor birden. İnanıyorum kurduğum dünyaya. Bir imza günü öncesinde öylesine heyecanlanıyorum ki, ellerim buz kesiyor. O yıllarda, kadim dostum Levent Gönenç’le şiir okuyup, şiir yaşıyoruz. İkinci Yeni olmazsa olmazımız. Can Yücel’in apayrı bir yeri var. Kitaplarını okuya okuya eskitiyoruz. Bir dergide gördüğümüz onunla ilgili…

Philip_Glass

27 Mar: Philip Glass ile bir öğleden sonra!

11 Aralık 2009 günü, öğleden sonra. Philip Glass ile Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda röportaj yapacağız. Gittiğimizde büyük usta henüz ortalarda yok. Öğreniyoruz ki, bir şeyler yiyip öyle gelecekmiş. 48 saat içinde Kuzey Amerika, Güney Amerika, Kanada arasında mekik dokuduktan sonraki Türkiye uçuşunda, vejetaryen olduğunu bildirmesine rağmen istediği gibi bir yemek yiyememiş. Çevirmenine “Bildiğim iyi bir yer var, gel oraya gidelim,” demiş. Daha önceki Türkiye ziyaretlerinde gidip beğendiği pek çok yer varmış. Zaten Glass şehrin birçok yerini bizlerden iyi biliyor…