Anı

28152691_423763868060170_5282951924612595712_n

19 Mar: Levent’in “Göz Hakkı”

Levent’le dostluğumuzun temelinde “farklılık” vardır aslında. Şöyle ki… Levent’le bir bahçenin yanından geçtiğimizi düşünürüm hep. Kocaman bir bahçe ve tam ortasında güzelliğiyle insanı davet eden bir ağaç. Kimi zaman meyveli, kimi zaman kurumuş… Bu bahçenin duvarla çevrili olduğunu da düşünelim. Belki de belimize kadar gelen bir duvar. Bahçeyi görmemizi engellemiyor. Ama bir çeşit “Giriş Yasak” hali var ortada. Ağacı görüyoruz, meyvelerini seçebiliyoruz, hatta belki hafif rüzgarda yapraklarının hışırtısını duyabiliyoruz. Ama bir hamlede üstünden atayabileceğimizi bildiğimiz bir engel var ortada. Bir…

c2315d4c-8c2a-44d4-8996-b8fe5a11b4a1

18 Mar: Orman Lokantası

İş Sanat’ın “Evvel Zaman Dışından Masallar” serisi için yazdığım “Orman Lokantası” adlı çocuk oyunu bugün izleyicilerle buluştu. Bu cümlenin arkasında uzun bir hikâye var aslında. Teklif geçen yaz sonunda Filiz Ova’dan geldi. Serdar Biliş’le hayata geçirmek istedikleri proje kapsamında, benim de bilinen bir masalı yeniden yorumlamamı istediklerini söyledi. Heyecanla kabul ettim ama işimin kolay olmadığını da biliyordum. Çünkü… Filiz ve Serdar’ın bilmediği bir “geçmiş hikâye” vardı. Ortaokul yıllarımda -evet o kadar eskiye gidiyoruz- kalkıştığım bir işti bu. O yıllarda TRT…

metis

05 Kas: Metis Yayınları ailesi ve mutluluk

Kitap Fuarı başladı. TÜYAP tarafından düzenlenen fuardan söz ediyorum. Hani, Beylükdüzü’nde yapıldığı için bir türlü şakayla adı anılan fuar. Bu konuya girmeyeceğim. Bu yıl fuara 5 kitaplık bir liste ile gitmeyi kafama koymuştum. İki kitap özellikle önemliydi benim için: Taksitle Ölüm (Lois-Ferdinand Celine) ve Dolambaç (Gerbrand Bakker). Bu iki kitabı ve listenin diğer üç kitabını da aldıktan sonra, duracaktım. Başka kitap almayacaktım. Kısa süre önce yeniden okumaya başladığım üç yazara gerektiğince zaman ayırabilmek için başka kitaplarla aşk yaşamayacaktım. (Evet, bir…

01 Kas: Korkuyorum

Kimi zaman yaşadığım dünyayla ilgili olabilir büyük korkum, kimi zaman kendimle ilgili. Tek bir meseleyi korkularımın merkezi haline getirmem. Yeri gelir iklim değişikliğine kaygılanırım, yeri gelir trafik sıkışıklığına. Kendimle ilgili kaygılarımı dinlerim zaman zaman. Benim için önemli olan, hangi korkuyla karşılaştıysam onun üstüne gidebilmek. Hesaplaşmaya çalışmak. Açıkçası benim de korkularımla hesaplaşırken ya da korku üstüne bir şeyler yazmaya çalışırken baktığım yer burasıdır. Bilinçli olmakla delilik arasındaki sınırda bir yerden konuşur Hamlet. Bu nokta önemli. Bunu bir de “Bilmek, delirmektir,” noktasından…

kit0

24 Tem: “Muhalefet Defteri”ni okuyunuz!

Levent Cantek ile Levent Gönenç’in ortak imzasını taşıyan “Muhalefet Defteri: Türkiye’de Mizah Dergileri ve Karikatür” YKY etiketiyle raflara çıktı. Her iki isim de eski arkadaşım. Gönenç için eski arkadaş demem hafif kaçabilir; 44 yıldır tanışıyoruz. Bu çalışmanın öncüllerinden, makalelerden, ayrı ayrı yaptıkları yayınlardan haberim vardı. Hatta makalelerin kimini okumuştum. Ama ikilinin gözden geçirip genişlettiği, birbirlerine sağlam dikişlerle tutturduğu bölümleri bir bütün olarak okuyunca iş değişiyor. Cantek ve Gönenç’in çalışması son zamanlarda okuduğum en iyi sivil tarih kaydı. Öznesi ile arasındaki…

blr

10 Tem: Adnan Kurt: Bir Laboratuvar Romansı

Az önce bir arama süreci karşıma harika bir kitap çıkardı. Adnan Kurt‘un 2000 yılında altKitap tarafından yayımlanan kitabı Bir Laboratuvar Romansı. altKitap, o yıl Adnan Kurt ve Murat Gülsoy ile hayata geçirdiğimiz bir projeydi. Bir “internet üstü kitap yayıncılığı” projesi. Adnan’ın kitabı da, yayınevimizin ilk kitaplarındandı. Türkiye’de e-Kitap yayıncılığı konusunda öncü olduğunu söyleyebileceğimiz bu işte, her kitabın bir editör tarafından yayına hazırlanması ilkelerimizden sadece biriydi. Adnan’ın kitabını yayına hazırlamak da benim işim olmuştu. Aslında Murat’ın tümüyle hakim olduğu konularda metinler vardı kitapta ama içeriğe tümüyle “dışarıdan”…

0001701639001-1

23 Haz: Telef: Bir Cumartesi Anneleri ağıdı

Attilâ Şenkon ile Ocak ayının sonunda Ankara’da sohbet ettik. CerModern’in o harika kafesinde. Bir etkinlik için oradaydım. Attilâ erkenden gelmiş, sohbet süresinden çalmak istememiş.Hayattan, işlerden, okuduklarımızdan, yaşadıklarımızdan konuştuk. Güzel haberi de o sohbet sırasında verdi. “Yeni kitap geliyor,” dedi, “İletişim’den…” “Adı ne?” dedim. “Telef” dedi. Telef, sonunda raflarda. O gün, her daim yanında ve her daim dolu olan çantasından çıkarmıştı dosyayı Attilâ. O da, benim gibi, dosyayı yayınevine mail ile göndermeyi başaramıyormuş hâlâ. “Mutlaka çıktısını alıyorum, ciltletiyorum, öbür türlüsü içime…

Hatchards2C_London2C_2013

18 Haz: Bir kitapçı buluşması

Piccadilly caddesindeki Hatchards Londra’nın en eski kitapçılarından. “Since 1797” yazıyor kapısında. Her katı başka güzellikte. Bulamayacağınız kitap yok hissi veriyor. Belki de yoktur. Örneğin dördüncü katının arka bölümü dört duvar dolusu “Bahçecilik” kitaplarıyla dolu. Varın gerisini siz düşünün. Sabah saat dokuzda açılıyor. Açılış saatinden biraz önce gidiyorum. Ama yeterince erkenci değilim, benden önce gelen biri var. 70 yaşının üstünde bir kadın. Belki de 80 vardır. Bastonuna yaslanmış bekliyor. Mesafeli bir tebessümle selamlıyoruz birbirimizi. Kısa bekleme süresince vitrindeki yeni çıkmış kitaplara…

19248101_10155019251194934_3694969935783446081_n

18 Haz: Babalar Günü

Gittiğin günden beri çok şey değişti baba. İnsanlar daha da sevgisiz. Annem de oraya geldiğine göre, anlatmıştır sana buraları. Beni soracak olursan, günler geçip gidiyor işte. Geçenlerde sırf sen severdin diye Sayısal Loto oynadım, bir şey çıkmadı. Fenerbahçe yine şampiyon olamadı. Ülkede mazlumlara zulmeden, hatta onları zehirleyen insanlar var. Hani bir de “iki kuruş uğruna arkadaşını bile satan puştlar” diyip sinirlenirdin ya, onlardan çok var artık be baba. Ama güzel şeyler de olmuyor değil. Dün Burcu en sevdiğin yemeği yaptı;…

erdal-oz-den-turkan-ildeniz-e-mektuplar-9376545_3441_o

05 May: Bozkır yalnızlıktır

Erdal Abi, Tanıştığımız günü çok net hatırlıyorum. Seni ilk gördüğüm gün demiyorum ama, tanıştığımız gün diyorum. Hani elinde şipşak bir fotoğraf makinasıyla odaya  dalıp “Bak bana bakayım,” dediğin o gün. Tuhaftır, yüzümdeki şaşkın ifadeyi yakalamak için söylediğin o söz, bizim abi-kardeş ilişkimizi anlatan söz gibiydi. Aramızdan ayrıldığın 2006 yılına kadar ben hep “baktım” sana. Baktım ve görmeye, anlamaya çalıştım. Yazdıklarını tanışmamızdan önce okumuştum. Öykülerinin sokak aralarında uzun yürüyüşler yapmış, Gülünün Solduğu Akşam ile dik durmanın tanımını yazmıştım. Konuşmuştuk bunları zaten….