Levent’in “Göz Hakkı”

Levent’le dostluğumuzun temelinde “farklılık” vardır aslında.

Şöyle ki…

Levent’le bir bahçenin yanından geçtiğimizi düşünürüm hep. Kocaman bir bahçe ve tam ortasında güzelliğiyle insanı davet eden bir ağaç. Kimi zaman meyveli, kimi zaman kurumuş…

Bu bahçenin duvarla çevrili olduğunu da düşünelim. Belki de belimize kadar gelen bir duvar. Bahçeyi görmemizi engellemiyor. Ama bir çeşit “Giriş Yasak” hali var ortada. Ağacı görüyoruz, meyvelerini seçebiliyoruz, hatta belki hafif rüzgarda yapraklarının hışırtısını duyabiliyoruz. Ama bir hamlede üstünden atayabileceğimizi bildiğimiz bir engel var ortada. Bir duvar.

Hemen söyleyeyim; ikimiz de o duvara yenik düşmeyiz.

Ama…

Ben, anında duvarın üstünden atlar ve ağaca doğru koşmaya başlarım. Bastığım yerlere bakmadan, yoldaki çukurlara düşerek, çamurlara bulanarak… Belki… Belki de olmaz bunlar. Ama sonuçta ben, o ağaca sarılmak, tırmanıp dallarında oturmak için bir an bile beklemem.

Levent ise, önce duvarın kenarında durur ve gerekli bütün hesaplamaları yapar. Duvarın malzemesinden yolda önüne çıkabilecek engellere, ağacın kaç asırlık olduğu bilgisinden o dönemdeki hava durumuna kadar bütün bilgilere ulaşır. Bu bilgileri yorumlamak konusunda en ufak bir eksikliği olduğunu hissettiğinde, oturur aylarca-yıllarca ders çalışır. Kendini tümüyle donanımlı hissetmeden, o ilk adımı bile atmaz.

Sonunda ikimiz de sarılırız o ağaca. Kimin yolunun daha doğru olduğunu hiç sorgulamadık bugüne kadar. Yok öyle bir doğruluk ölçütü çünkü. Kimi zaman ben aceleyle atlar duvarın üstünden koşarım da ağaca, bir türlü ulaşamam. O sırada Levent’in hesaplamaları çoktan kestirme yolu göstermiştir ona. Benden önce çıkmıştır dallara, manzarayı izliyordur. Yani aramızdaki bu “farklılık” bir “önde olmak-sonra gelmek” hikâyesi değildir. “Başına buyruk olmak – hesap insanı olmak” hikâyesi de değildir. Kısacası, 45 yıllık ortak tecrübemiz gösteriyor ki, bu farklılıkta “doğru” diye bir şey yok. İkimiz de çok hata yaptık çünkü.

Aslında bu bölümü daha da uzatabilirim. Dostluğumuzun terapisini yapmak zevkliymiş. Ama kalanını, uzun sürecek bir sohbet akşamına saklayayım. O gece olacakları söyleyeyim; ben bu “bahçe-duvar” metaforunu kullanmaya başladığımda, Levent öncelikle “Neden bahçe? Neden duvar?” diye soracak. Ben aklıma gelen ilk metaforla konuya dalarken, Levent onun seçiminde bile hassas davranacak…

Neyse…

Bu yazının asıl amacı Levent Gönenç’in Ot Kitap etiketiyle raflara çıkan kitabı “Göz Hakkı”ndan söz etmek. Diyeceksiniz ki, “O zaman lafı ne uzatıyorsun adam, anlat kitabı, yap tanıtımını ve sus!”

Demeyin…

Çünkü bu kitap, tam da bu “farklılık” çerçevesinden bakınca değer kazanan bir kitap. Şiire, şaire farklı anlam-desen-değerlendirme pencerelerinden bakabilme cesareti. Tam da Levent’e yakışacak yoğunlukta bir ön değerlendirme ile…

O ön değerlendirme dediğim şey, Levent’in 35 yıllık şiir okurluğunun ta kendisi. Tanıdığım en iyi şiir okurlarından biridir Levent. Ergenliğimizde ben başımda bin bulut şiirler yazarken, o şiirin anlamının peşindeydi. (Yine geldik bahçedeki ağaca) Kimi zaman aynı şiirleri-şairleri sevdik, kimi zaman ters düştük. Aynı şiirle aşık bile olduk.  Daha da ötesi, biz gerçekten birine mi aşık olduk, yoksa o şiirle aşık olmak duygusunun güzelliğini aşk mı sandık, bunu bile bilemeden.

“Göz Hakkı” Levent’in, Ot dergisinin ilk günlerinden beri sürdürdüğü köşesinin adı. En basit tanımıyla, şiir ile deseni (hatta dize ile desenin temeli olan o ilk çizgiyi) buluşturuyor. Şiir görselleştirme ya da bir dizeye “illüstrasyon” yapmak değil bu. Aslında “farklı bir şiir okuma alanı” yaratma çabası. (Bakın yine geldik “farklılık” konusuna)

Kitapta, Ot’ta yayınlanmayan desenlere birlikte, “Portreler” de var. Burada da, her şairi, başka bir üslupla, o şairin kendisindeki duygusal izdüşümüyle çiziyor Levent. Şiir okuru olmanın, farklılıklara bakabilme yeteneğinden geçtiğini hatırlatır gibi…

Kitapta kısa bir metin de var Levent’in kaleminden çıkma. Bu çalışmanın kaynaklarını, yapısını ve yolculuğunu anlatan bir metin. Benim burada yazacağım bütün güzellemelerden daha soğukkanlı bir şekilde ifade etmiş kitabını Levent. “Göz Hakkı”tın sayfalarını çevirmeye başlamadan önce mutlaka bu yazıyı okuyun derim.

“Göz Hakkı” farklı disiplinlerin, bir bahçede buluşabileceğinin çok değerli bir örneği.

Son söz: Eğer bu yazıyı okuyorsa Levent’e herkesin önünde şunu sormak isterim. “Sarmaşık” ne oldu?

 

Yorum yap