Kitap önermek…

Kitap önermeyi severim. Aslında en güzeli tanıdığın, okuma zevkini bildiğin bir insana, bir arkadaşına kitap önermektir. Daha da güzeli, o kişinin de sana “Falanca kitabı mutlaka oku,” demesidir. Merkezinde bir kitabın olduğu sohbetin tadına doyum olmaz.

Kitap önermek, kişisel bir beğeninin yansımasıdır. Önerdiğiniz kitap, bir okur için “harika” olabilir bir diğer okur için “vasat”. Önerdiğim bir kitabı “memnuniyetsizlikle” karşılayanlar olduğunda üzülmem. Aksine, bu memnuniyetsizliği, o okurun kendi yolunu bulması için değerli bir adım olarak görürüm.

Twitter ortamını daha aktif kullandığım yıllarda, oradan kitap önerilerinde bulunuyordum. Hatta isteyenler daha sonra bir liste oluşturabilsin diye, “yektakitap” diye bir etiketle paylaşıyordum önerilerimi. Beğenen de oluyordu, beğenmeyen de… Normaldir.

Fil Uçuşu’ndaki önerilerimi daha geniş bir çerçevede yaptım hep. Elimden geldiğince bir tanıtım yazısı eşliğinde. Hatta kimi zaman eleştiri denebilecek, o sınırların çevresinde dolaşan yazılar da yazdım.

Yakınlarda Instagram’da da kitap önerileri vermeye başladım. Bunun için “story/hikâye” bölümünden faydalandım. Kısacık bir video ile ya da bir fotoğrafla önerilerimi paylaştım. Bu önerileri de Instagram profilimin öne çıkanlar bölümünde “Kitap Önerileri” adıyla paylaştım.

Önerilerimi okuduğunu söyleyenler olunca sevindim elbette. Beğendiğini ifade eden de oldu, bu önerime şaşırdığını ifade eden de… Ama benim için en şaşırtıcı olanı, bunca öneriye rağmen doymayanlardı. Tam canı çektiği anda öneri isteyenler, okumaya nereden başlayacaklarını soranlar, sevgilisine hediye alacağı kitabı danışanlar, tür belirterek öneri isteyenler, fiyat aralığı belirterek öneri isteyenler… Birkaç tanesi hariç hepsini normal karşıladım bu isteklerin. Gecenin bir yarısı canı kitap okumayı çekmiş bir insana “Bana bi kitap önersene la…” dese bile kızmamak gerekiyor belki de. O kitabı okuduktan sonra, daha sağlıklı bir iletişim kuracağı umuduyla elbette.

Sadece şunu özellikle söylemem gerekiyor. Okumadığım hiçbir kitabı önermedim. (Eğer okumadıysam da bunu açıkça söyledim ve kendi merakımı bir öneri olarak paylaştım) Kimi zaman okumakta olduğum kitabı paylaştım, kimi zaman yıllar önce okuduğum bir kitabı. “Bu kadar kitabı ne zaman okudun?” diyenlere yıllar içinde okuduğum kitapları da önerdiğimi anlatmaya çalıştım.

Bu arada en çok “Yazdığım kitabı paylaşırsanız çok sevinirim” ya da “Falanca arkadaşımın şu kitabını tanıtsanız keşke” diyenlere laf anlatmakla uğraştım. Hep aynı şeyi söyledim: “Okuduğum kitapları paylaşıyorum ve hangi kitabı okuyacağıma da kendim karar veriyorum.”

Bu yazının başlığını “Mutlaka Okumanız Gereken Üç Kitap” koymayı düşündüm bir ara. İnternet gazetelerinin “tık almak” için yaptığı numarayı, kitap önermekle ilgili derdimi daha çok kişiyle ulaştırmak için kullanacaktım yani. Ayıp olmasın diye yazının sonuna da üç kitaplık bir öneri listesi ekleyecektim. Neyse ki hemen vazgeçtim bu düşünceden…

Okurlara ulaşabildiğim her alanda kitap önermeye devam edeceğim. Yeter ki hep birlikte daha fazla okuyalım.

Yazıyı önerisiz kapatmayayım: Ne yapın ne edin, Don Kişot‘u mutlaka okuyun.

Yorum yap