“Bu dünyada kendinize benzeteceğiniz başka yer yok mu?”

Derya Bengi‘nin her oturuşta iştahla okunan sözlük çalışmasının üçüncü cildinden geliyor bu yazı: “70’li Yıllarda Türkiye: Sazlı Cazlı Sözlük / GÖRECEK GÜNLER VAR DAHA”

50’li ve 60’lı yılların altından girip üstünden çıktığımız ilk iki ciltten sonra, artık içinden geçtiğimiz yıllara geldik. Belki de bu aşinalık yüzünden “Görecek Günler Var Daha” cildini her satırına ayrı emek vererek okuyorum. Adı geçen bir filmi bulup izliyor, bir şarkının on ayrı düzenlemesinin peşinden koşuyorum.

Kitap YKY’nın özenli baskısıyla yayımlandı

Sözlüğün “Bodrum Bodrum” maddesinde de böyle oldu. Mazhar Alanson bestesinden yola çıkıp -arada bir Derya Bengi’nin çizdiği çerçevenin dışına taşarak- Bodrum tarihinde gezindim. (Evde bulamadığım bir-iki kitap var, onları da bulunca yolculuğum daha “tamam” olacak)

Bu maddede, Mümtaz Soysal‘ın 1980 tarihli bir köşe yazısından da söz ediyor Derya Bengi. Üşenmeden bu bölümü yazacağım. Çünkü bu köşe yazısını, “daha dün” yazılmış gibi okuyabilirsiniz:

“Koca bir ülkenin tımarhaneye dönüşmesini engelleyen bir hastane burası: Geleneklerin, göreneklerin, hamlıkların, gerginliklerin, baskıların cenderesinde bunalan bir toplum, genciyle, yaşlısıyla, varlıklısıyla, dar gelirlisiyle kendini Bodrum’ atar ve ferahlar. (…) Bazıları için bir kaçış, bir boşalma, bazıları için kendini yenileme, bir dinamo dolduruştur bu. Bodrum’u Bodrum yapan, güneşi, denizi, koyları, şusu, busu, kısacası doğası değil. Bodrum’u Bodrum yapan hoşgörüsüdür. Hoşgörü ise, baskılardan bunalıp cinnetin kıyısında gezinen kişileri iyileştirme için en doğru yol, en sağlam rehabilitasyon yöntemidir. Toplumlar için de. Birkaç Bodrum’u olsa, Türkiye herhalde başka bir yer olurdu. (…) Elbette söz konusu olan bir iki ressam, üç beş yazar değil. Bodrum’a göç etmiş o bir avuç insan, sanatçılıklarını, yaratıcılıklarını yine sürdürüyorlar. Ama Bodrum’a akın eden büyük çoğunluğun, doğa güzellikleri karşısında çığlık atmaktan öteye, güzellik yaratmanın kıyısından bile geçtiği söylenemez. Bodrum’u tehdit eden yozlaşma tehlikesi de buradadır, topluca iyileşmenin topluca çirkinliği dönüşmesindedir.”

Bugün Bodrum’a kaçanlara soracak olsak, son bölümle ilgili itirazları olacaktır mutlaka. Ama berrak bir zihinle düşündüğümüzde Soysal’ın 1980’de söylediklerinin -çoğalarak- sürdüğünü görmek zor değil. Üstelik Bodrum’da, artık karşısında çığlık atacak doğa güzellikleri de azalmış durumda.

Bu yazıdan bir yıl sonra Milliyet Sanat dergisinin yaptığı bir Bodrum soruşturması -o sayıyı gayet iyi hatırlıyorum- yine bugüne ayna tutan cümleler içeriyor. Turhan Selçuk “Bodrum bir tatil, bir dinlenme yöresi olmaktan çoktan çıkmış, patırtılı, gürültülü, müşterisi yersizlikten ayakta sıra bekleyen büyük bir meyhane olmuştur,” diye cevaplamış soruşturmayı. Bugünleri görseydi cümlesine neler eklerdi, bilemiyorum.

İlhan Berk Bodrum’da

Bütün bu yazıyı yazmama neden olan cümle İlhan Berk‘ten gelecek. Milliyet Sanat’ın soruşturmasına bir soruyla “cevap” vermiş İlhan Berk. Bu sorunun günümüzde sadece Bodrum özelinde değil, doğası ve sükûneti talan edilen çok sayıda yer için sorulabileceğini düşünüyorum.

Şöyle sormuş İlhan Berk:

“Niçin Halikarnassos? Bu dünyada kendinize benzeteceğiniz başka yer yok mu?”

Bu kısa ve öz soru açıldığında çok sayıda dosya çıkıyor karşımıza. Her şeyden önce, sorunun sorulduğu öznenin kim olduğunu, neye “benzediğini” sorgulatıyor bize. Kimilerine göre soranın kendini üstte konumlandırdığı, kibirli bir soru olabilir bu. Ancak yine berrak bir zihinle düşündüğümüzde hak vereceğimiz, peşinden gitmek isteyeceğimiz bir soru. Sadece Bodrum için değil. Koca bir ülkenin tımarhaneye dönüşmesine engel olan bütün hastaneler için. Kaçış noktalarımız için. Giderek yaşadığımız yer için.

Neden her gittiğimiz yeri “kendimize” benzettiğimizi düşünmek için geç kaldık belki. Belki de düşünmek için asla geç değildir.

Yorum yap