Ayşe, Neşe / Her şey beşe!

Sesi böyle hafiften burun ucuna alıcan abi. Kendini
duyurucan ama boğa gibi hönkürmeyecen. Şimdi nasıl anlatayım, şöyle düşün abi.
Pencereye tünemişsin, bi bakıyosun aşağıdan manitan geçiyo. Manita demeyelim de
şey gibi olmasın, yavuklun geçiyo. Yukarı bakması için n’aparsın, kendini
duyurman lazım di mi? Böğürür müsün o durumda? Katiyetle. Fısıldamayla seslenme
arası bir durum gerekir. Hani sanki aşk çağrısı. Anladın sen! Şimdi bu olayın
aşksız halini düşün. Burada aşk çağrısı yapmaya kalkarsak, bütün orman başımıza
çöker alimallah… Olaydan aşkı çıkarmak için n’apıyoruz? Sesi hafiften burnun
ucuna alıyoruz. Bütün numara bu.
Şimdi aşağıdaki çamaşırcıya bir herif geldi, pazarcılıktan
transfer. Sanırsın çiftleşme mevsimindeki akbaba. Asılıyo boğazına,
öksürük-balgam ne varsa salıyo. Müşteri iskele alabanda yapsa halat koparır, o
şekil. Ne bağırıyon be koçum, ne kanıtlamaya çalışıyon? Ama pazarda öyle
alışmış ya, ikizlere takkeci bunlar, ne ezberlemişse oradan saydıracak. Bunlara
dört kere altı de, verir cevabını, altı kere dört de, dut yemiş bülbüle döner.
Götümün kenarı. Mahalle esnaflığında böyle bağırmayla yürümez bu işler abicim.
İnceliği vardır gelgel yapmanın. Dükkanın önünden geçeni korkutmaya dikilmiyoruz
ki bütün gün. Derdimiz müşterinin ilgisini çekmek. Bildiğin reklamcılık bu.
O reklamlarda ne paralar dönüyo haberin var mı senin?
Herifler hamuduyla götürüyo. Sonra bi bakıyorum televizyonda, bildiğin
işkembeden slogan çıkarmış. O laflar var ya, bildiğin bok kokuyo. Ulan biz
günde on kere yeni slogan bulmak zorundayız. Kimi zaman öyle olur ki abicim,
anında çember çevirmen gerekir. Baktın kırmızı paltolu bi müşteri geliyor,
hemen kırmızılı bi slogan bulucan, basıcan gelgeli. Yaşlı iki teyze mi geçiyo,
hiç girmiycen yaş konusuna, fena alınırlar. Her şeyi hesaplıycan anlıycağın.
Geçen gün, senden iyi olmasın bi abinin ayağı takıldı, düştü düşecek, hem
yardıma koşuyorum hem bağırıyorum: Düşenin dostu burada, ne alırsan beş lira!
Mesele bu işte abicim: Ne alırsan beş lira! Çin olayı geldi,
her şey değişti. Eskiden tabak-çanak, çeyiz, elektronik falan hepsi ayrıydı.
Şimdi adam metrekareyi buldu mu, basıyo içine Çin malını, bitiriyo meseleyi.
Yalan değil, vallahi ne alırsan beş lira abi. Yani şu ortadaki tezgahlar öyle,
raflarda durum farklı tabii. Ama yani şuna bak abi, üçlü kültablası takımına
bak, beş kağıt. Şunlar saklama kabı, beşli takım. Yastık kılıfının ikisi beşe,
işçilik de iyi be abicim. Allah seni inandırsın şu şarz bile beş lira, ayfona falan
hepsine uyuyo hem de. Bu tam senlik anlayacağın.
Ekmeğimizin derdindeyiz ama vicdansız değiliz be abi. Geçen
gastede okudum, bu Çin’dekiler var ya, kitapsız bunlar abi. El kadar bebeleri
kapatıp bir hangara, vuruyolarmış kilidi üstlerine. Yarı aç yarı tok, gece
gündüz bilemden çalışıyomuş orda bebeler. Lan hiç mi vicdan yok sizde Allahsızlar?
Yemek dediğin bi tas lapa. Onda da dışarı çıkmalarına izin vermiyolarmış ha!
Neden diyeceksin? Çünkü bu sabiler o kadar umuttan düşüyolarmış ki, hangarın
tepesine ulaşabilen bırakıyomuş kendini aşağı. İntihar ediyolar abi! Var mı
ötesi?
Dokuz yaşında, on yaşında çocuk neden ölmek ister bi düşün
abi? Ağzına sıçtığımın parasında vicdan yok onu anladık da, bu puştlarda da mı
hiç vicdan yok? Diyeceksin ki onlar adam değil, sen neden kaypaklık yapıyosun?
Haklısın be abi. Bu boktan dünya, oradaki adamın vicdansızlık tahtasına beni de
yazıyo işte. Dokuz yaşında çocuk kendini damdan bırakıyo, ben burda beş liraya
gelgel çekiyorum. Şu kapıdan içeri soktuğum her müşteri, cehenneme giriş
biletim aslında. Tövbe estağfurullah…
Sabah doğar güneş, bizde her şey beş. Öyle bağırıyorum işte.
Ses burunda. Aşka davet eder gibi. Yemişim aşkını. Üstelik ben istediğin kadar
adamlık yapayım, gelip geçenin gözünde züğürdün önde gideniyim. A ve me’lerde
çalışanlar farklı sanki… Dört bi yana diktiler o heyulaları. Mahalleden kopan
bütün gençler bi a ve me’ye kapak atmak için birdirbir oynuyo. Yapacağı iş de
önemli değil. Ha ayakkabıcı olmuş ha oyuncakçı. Zaten o dükkandan öbürüne
zıplıyolar durmadan, gelsin tazminatlar-gitsin yemek fişleri. Bi de görsen, iki
ayda burunlarından kıl aldırmıyolar. Hani müşterinin kibirlisine göt denir ya,
bunların kibirinde götlük bile yok. Neyse ya, siktir et!
Geçen gün kapıda durmuş bağırıyorum: Mutluluğa beş var! Bi
durdum, ne mutluluğu lan dedim, Çin’de çocuklar ölüyor, burda çocuklar ölüyo. Ne
mutluluğu? Git Filistin’e çocuklar ölüyo, oku Afrika’yı çocuklar ölüyo. O
saklama kaplarına kaç çocuğun ölüsü sığar abi?
Ben neye gelgel çekiyorum ya? Hayat bana çoktan siktir git
çekmişken…
Biz burda mal satmıyoruz abi, çocuk kemiği satıyoruz. Can
satıyoruz.
Beş vakit yere düşse alnım, ak kalkmaz. Cehennem orası
değil, burası.
Neyse be abi, derdime ortak etmeyeyim seni. Git şarzını da
başka yerden al, bunlar haftasını görmeden bozulur zaten. Sen beni unut, ben
seni. Zaten orası kolay da, zor olan hayatı unutmak. Hadi kal sağlıcakla… 

Yorum yap