Can Kazaz - Sürsün Bahar

Müzik çağın karanlığına direniyor

Müzik yazısı yazarken, özellikle de önerilerde bulunmak istediğimde hep tedirgin oluyorum. Birini önerirken birini ihmal ederim, birini hatırlatmak isterken birini unuturum kaygısı bu. Yine de bazen kendimi tutamıyorum. Ya buradan ya da sosyal medyadan önerilerde bulunuyorum. Şu albümü dinleyin, bu solisti es geçmeyin gibi… Aslında kendi halinde öneriler bunlar. Müziği seveni dinleyen, dinlerken anlamaya-öğrenmeye çalışan birinin sıradan önerileri. Ama elbette bu alanda üretimde bulunduğum için, “dışarıdan bakınca” sıradan gelmiyor kimilerine. Doğaldır. İki yıldır Allianz Motto Müzik platformunda Noktalı Virgül adını…

moleskine-small-weekly-horizontal-diary-2019-a

Ajanda kullanıyor musunuz?

Geçenlerde Instagram’ın o küçük anketlerinden birini yaptım ve “Ajanda kullanıyor musunuz?” diye sordum. Ankete katılanların yaklaşık %75‘i “Kullanmıyorum” dedi. Açıkçası bu cevabı dürüst bulduğum için memnun oldum. En azından bu ankete katılanların, ajanda kullanmak “havalı” bir şeydir diyerek kendilerini (ve beni) kandırmadığını görmek sevindiriciydi. On güne kalmaz ajandalarınız gelmeye başlayacak… Bankalar, sigorta şirketleri, holdingler, küçük firmalar-büyük firmalar… Artık hangisiyle ilişkiniz varsa… Birileri size ajanda yollayacak. “Hiçbiriyle işim olmaz,” diyorsanız, kırtasiyecilerde ya da kendine kitapçı diyen o dev aburcubur mağazalarında mutlaka…

The Köln Concert

Birlikte çoğalmak

“Müzik konusunda kendimi gerçekten yetersiz hissediyorum,” dedi bir arkadaşım. Sözünü ettiği yetersizlik “müzik bilgisi”ne dair yetersizlikti elbette. Ama tuhaf olan, bu yetersizlik hissinin, müzikle arasında bir mesafe koymasıydı. Sohbet derinleştikçe, arkadaşımın derdi netlik kazandı. “Okuduğum, izlediğim, dinlediğim eser hakkında bilgi sahibi olmak istiyorum,” diyordu. “Okuduğun romanın yazarı, izlediğin tablonun ressamı ya da dinlediğin müziğin bestecisi hakkında bilgi edinmek mi?” dedim. “Bütün bunlardan fazlası gerekiyor o eserle ilişkimi belirlemem için,” dedi. “Tarihsel bağlama da oturtmalıyım. Entelektüel etkilerini araştırmalıyım. Öncüllerini bilmeliyim. Diğer…

Kitap önermek…

Kitap önermeyi severim. Aslında en güzeli tanıdığın, okuma zevkini bildiğin bir insana, bir arkadaşına kitap önermektir. Daha da güzeli, o kişinin de sana “Falanca kitabı mutlaka oku,” demesidir. Merkezinde bir kitabın olduğu sohbetin tadına doyum olmaz. Kitap önermek, kişisel bir beğeninin yansımasıdır. Önerdiğiniz kitap, bir okur için “harika” olabilir bir diğer okur için “vasat”. Önerdiğim bir kitabı “memnuniyetsizlikle” karşılayanlar olduğunda üzülmem. Aksine, bu memnuniyetsizliği, o okurun kendi yolunu bulması için değerli bir adım olarak görürüm. Twitter ortamını daha aktif kullandığım…

bir_kustan_oburune-02

Bir direniş biçimi olarak umut

“Bulutların arasından sıyrılan kutsal ışık huzmeleri veya büyüleyici görüntüsüyle bir gün doğumu değil umut benim için. Daha ziyade eski ve kalın bir hırka gibi, sağlam bir giysi.” Bu cümleler Anne Lamott‘a ait. National Geographic Türkiye‘nin Ekim 2018 sayısındaki “Umudu Seçmek” başlıklı yazıdan. Lamott’un “Umutlu olmak için daha iyi bir zaman var mı?” sorusunun peşine düştüğü yazısını birkaç defa, farklı açılardan bakmaya çalışarak okudum. Dünyanın şu halinde umuda güzelleme yapmanın karşılığını anlamaya çalıştım. Umut sadece, bunu hayal edebilecek bir refah düzeyinde…

Nick Cave

Bir grafik roman kahramanı olarak Nick Cave

“Reinhard Kleist, usta bir grafik romancı. Ve kendisi, yine bir efsane yaratmış—grafik roman kavramını, kalıpları yıkarcasına Cave şarkılarıyla harmanlamış. Yarı gerçek biyografik anlatımlar ve tamamen uydurma hikâyelerle, Cave Dünyası’na karmaşık, ürpertici ve kesinlikle sıra dışı bir seyahat tertiplemiş. Ama emin olun, gerçeğe, yazılmış tüm biyografilerden daha yakın! Laf aramızda, Elisa Day’i asla öldürmedim.” Bu cümleler Nick Cave‘e ait. Reinhard Kleist‘in kendisiyle ilgili grafik romanını bu sözlerle övüyor. Reinhard Kleist imzalı biyografik grafik romanlara meraklıyımdır. Castro ve Cash hakkında daha önce…

golyazi-2

Çöpleri kadraj dışında bırakmayın!

Bir bloggerla konuşuyorum. Son gezisini anlatıyor. Gittikleri yerde yiyecek bir şey bulamamışlar, çevre temiz değilmiş, daha pek çok sıkıntı yaşamışlar. “Ama yine de hep olumlu yönlerini gösterdim,” diyor. “Sponsor – marka – pozitif içerik” gibi şeyler söylüyor sonra da… Kimse “olumsuz” bir şey okumak-görmek istemiyor. O olumsuz denen şey, gerçeğin ta kendisi olsa da… Gölyazı ziyaretim sırasında bu konuşma geliyor aklıma. Gölyazı, Bursa’nın Nilüfer ilçesine bağlı bir köy. Ulubat Gölü’nün hemen kıyısında. Eskiden Rumların yaşadığı bir balıkçı köyüymüş. Eski ismi…

Atatürk derste

“Yaşasın Cumhuriyet” ve kültür

Kültür: Bir toplumun duyuş ve düşünüş birliğini oluşturan, gelenek durumundaki her türlü yaşayış, düşünce ve sanat varlıklarının topu. Tarihsel ve toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan her türlü değerlerle bunları kullanmada, sonraki kuşaklara iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların tümü. Google’a “Kültür nedir?” yazınca, sözlük karşılığı olarak bu iki madde düşüyor ekranınıza. İkinci madde, toplumbilim tanımı olarak belirtiliyor. İki tanımı da kelime kelime açmaya çalışınca bir takım belirsizlikler, tartışma doğuracak açılar, uzun lafın kısası sıkıntılı haller…

Sonunda bitti…

Bu cümleyi ilk olarak Fil Uçuşu’na yazmak istiyordum. Kısa süre önce ufaktan hissettirdim ama net bir cümle olarak yazmak için bugünü bekledim. Sonunda ima etmeden, lafı dolandırmadan, net bir şekilde yazıyorum işte. Yeni kitabımı bitirdim. Böyle bir cümle kurmam, bunu buraya yazmak için beklemem falan fazlasıyla romantik gelebilir kimilerine. Haklılar. Ben de başka birinin kaleminden okusam, gülüp geçebilirim. “Yazmış bitirmişsin, vedalaş da gerisine okur karar versin,” diyebilirim. Sanki bütün okurlar böyle bir haberi bekliyormuş gibi duygusal havalara girilmesine kızabilirim. Ama…

artemis_gunebakanli_2

Manyetik Bant: Kültürsüzlük çölündeki vahalardan

Artemis Günebakanlı, Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Sinema-TV Modülü mezunu. 2006’dan beri blog yazıyor. 2011’de Turkcell Blog Ödülleri Kültür Sanat Blogları Birincisi seçilen Manyetik Bant, 2013’te Radyo Boğaziçi Müzik Ödülleri En İyi Müzik Blogu ödülünün sahibi oldu. Blogla aynı adı taşıyan radyo programını her salı 22.00’de 96.2 Radyo Eksen‘de dinleyebilirsiniz. Bu kısa biyografiyi, efsane bloğun ana sayfasından aldım. Manyetik Bant yıllardır takip ettiğim bir blog. Kimi içeriğini “sık okunanlar” listeme atıyorum, kimi içeriğine de şöyle bir bakıp geçiyorum. “Şöyle bir bakıp geçiyorum”…